menu

İskandinav Cinai Romanı: 2. Arnaldur Indridason'un Vicdanı / Bekir Karaoğlu

Yazan: Bekir Karaoğlu
Yayın Tarihi: June 09, 2016 16:45


İzlanda... Okyanus kenarında, yanardağları ve denize uzanan sönmüş lavlarıyla 300 bin nüfuslu küçük bir ada.


Bu küçük adadan çıkan bir yazar İskandinav cinai romanının baş temsilcilerinden biri oldu. 2003 yılında Ençok Satanlar listesinde 5 kitabı birden yer alan, kitapları kütüphanelerden en çok ödünç alınan Arnaldur Indridason ülkenin ikinci büyük yazarı sayılıyor. (Birincisi Nobel edebiyat ödülü sahibi Haldor Laxness idi.)

Romanları 36 dile çevrildi. İsveç’ten Martin Beck ödülü, İngiltere'den CWA Altın Hançer ödülü, Fransa’dan Grand Prix de Mystere ve Caliber ödülleri, İskandinav bölgesi yazarlarına verilen Sırça Anahtar ödülü (2 kez)...

Ülkemizde sadece bir kitabı (Sırlar Şehri, Sinemis Yayınları), detektif Erlendur serisinin (filmi de çekilen) üçüncü kitabı yayınlanmış. İlerde çok konuşulacağını tahmin ettiğim bu yazarı sizlere tanıtmak isterim.

Indiridason bir röportajında yazım stilini şöyle anlatıyor:

“Ben İskandinavya’dan gelen sosyal gerçekçilik üslubunda yazıyorum. Gençliğimde Maj Sjöwall ve Per Wahlöö’nün detektifi Martin Beck’in o muhteşem atmosfer ve polis gerçeğiyle dolu öykülerini okudum. Amerikan yazarları arasında Ed McBain beni çok etkilemiştir.”“Bu kitaplar sosyal gerçekçiydi. Ne patlayan bombalar, ne de çete savaşları... Sadece sizin benim gibi insanların başına gelenleri anlatıyorlardı. Bu benim eserime yansıdı, yazdıklarımda mutlak gerçekçi olmaya, gerçekten yaşayabilecek karakterleri anlatmaya çalışırım.”

Romanların çoğu geçmişte işlenen bir günahın bir tesadüfle ortaya çıkmasıyla başlıyor: İnşaat kazısında çıkan bir iskelet, bir bebeğin farkında olmadan kemirdiği insan kemiği, jeolojik sebeplerle seviyesi alçalan bir gölde ortaya çıkan bir kafatası…

Anlatılan hikayeler büyük bir duyarlık ve gerçekçi ayrıntılarla işlenmiş trajediler. Öyle ki bazan polisiye kurgunun nasıl gelişeceğini unutuyorsunuz, hikaye sizi boğazınızdan yakalayıp bırakmıyor:

Sadist bir kocadan hergün zulüm gören bir kadın ve çocuklarının sefaleti... Genetik bozukluğu olan cani ruhlu bir adamın yıllar önce işlediği bir suç... Yetenekli çocuğuna özel ilgi gösterip ona çocukluğunu yaşatmayan, ve diğer sıradan çocuğunu aşağılayan bir baba… İzlanda’ya evlenmek için getirilen Taylandlı kadınların kaderi ve onların ırkçılıktan zarar gören çocukları. … Gençlik aşkını siyasi bir ihanet sonucu kaybeden ve bu yüzden hayatı kayan bir genç…

Romanlarda polis kadrosu 3 kişi: Başkent Reykjavik emniyetinden Detektif Erlendur Sveinsson ve yardımcıları Sigurdur Oli and Elinborg. Bunlardan Sigurdur Oli 30 yaşlarında bir genç ve karısıyla birlikte problemli evliliklerini kurtarmaya çalışıyor. İçlerinde en dengeli olan Elinborg ise 40 yaşlarında, evli 3 çocuklu bir kadın. Mutfakla çok ilgili, polisliğin yanısıra yemek tarifi kitapları yazıyor.

[caption id="" align="aligncenter" width="400"](Sırlar Şehri filminde polis kadrosu: Sigurdur Oli, Erlendur ve Olinborg) (Sırlar Şehri filminde polis kadrosu: Sigurdur Oli, Erlendur ve Elinborg)[/caption]

Diğer önemli bir karakter ise Erlendur’a polisliği öğreten emekli komiser Marion Briem. Ciğer kanserine yakalanmış, evinde oksijen maskesine bağlı yaşayan bu adam ikide bir Erlendur’u telefonla arayıp onun vicdanı vazifesini görüyor:

(Erlendur ve Marion Briem bir evde açık televizyonun başında çürümüş yaşlı bir kadın cesedi önündedirler. )
“Evet, zavallı bir kadın,” dedi Marion. “Ama, sen bunun için mi polis oldun? Böyle şeyleri seyredebilmek için mi?”
“Hayır,” dedi Erlendur.
“O zaman, niye? Ne için cinayetleri araştırmak istiyorsun? Niçin gidip trafik polisliği yapmıyorsun?” (Voices, 2003)

Mutsuz Erlendur... Yıllar önce karısını ve iki çocuğunu terkedip gitmiş... Bu çocuklardan Eva Lind adlı kız... Uyuşturucu batağında... Babasının izini sürüp buluyor ve sorularına cevap istiyor.

“Bizi asla terketmemeliydin,” diye bağırdı Eva Lind. “Belki bizi küçük görüyorsun, ama sen de bizden aşağı değilsin. Senin de hayatın kaymış!”
“Sizi asla küçük görmedim,” dedi Erlendur ama kızı onu dinlemiyordu bile...
“Ah evet, öyle görüyorsun. Bunun için bizi terkettin. Bizler sıradan insanlardık senin için. O kadar sıradan ki bize tahammül edemiyordun. Anneme sor! O senin hatan diyor. Hepsi senin hatan. Benim içinde boğulduğum şu hayat bile. Ne dersin buna, Bay Herşeye Kadir?”
“Çabaladım...”
“Bok çabaladın! Ne yaptın ki? Hiçbir şey. Korkakça kaçıp gittin.”
“Annenin her söylediği doğru değil. Öfke ve kızgınlığından öyle söylüyor...”
“Öfke ve kızgınlık ha! Sen onun öfke ve kızgınlığını bir bilebilsen. Senden ve çocuklarından nefret ediyor, kendisi Bakire Meryem, senin terketmende onun bir günahı yokmuş. Suç BİZDE, biz çocuklarda. Anlamıyorsun değil mi, bunu kafan almıyor, değil mi, bok herif?” (The Silence of the Grave, 2002)

[caption id="" align="aligncenter" width="450"](Sırlar Şehri filminde Erlendur ve kızı Eva Lind) (Sırlar Şehri filminde Erlendur ve kızı Eva Lind)[/caption]

Indridason bir röportajında Erlendur için şöyle diyor:

“Erlendur kendini herkesten yalıtmış, yapayalnız ve kederli bir adam. Geçmişte yaşıyor ve modern yaşamı umursamıyor. Her kitabımda onu biraz daha fazla açıyorum, bu kederinin sırrını biraz daha açıklıyorum...
“Yazmaya başladığımda Erlendur’u fazla tanımıyordum, her kitabımda onu biraz daha tanıyorum. Ama, kitabın sonunda onun kim olduğu konusunda okuyuculardan daha fazla bir bilgim yok.”

Erlendur’un kederinin sırrı kitaplarında var, okuyunca anlayacaksınız. Ama belki de bu yüzden kendini işine adamış. Buldog köpeği gibi, üzerine aldığı bir davanın peşini asla bırakmıyor, küçük ipuçlarını sonuna kadar takip edip cinayeti çözebiliyor.

Son sözü yine Indridason’a bırakalım:

“Nasıl oluyor da Erlendur başka ailelerin sorunlarını çözebiliyor, ama kendi sorunları karşısında çaresiz kalıyor?... Derler ki bir seri detektifin ömrü 10 kitaptır, sonra kendinizi tekrarlayıp durursunuz. Ben de o noktaya yaklaşıyorum, ama oraya varıp varamıyacağımı bilemiyorum.”

Indridason’un İngilizcede çıkan romanları:


  • Mýrin (Jar City, 2000) (Sırlar Şehri, Çeviren: Ahmet Berat BEGÜN, Sinemis Yayınları)

  • Grafarþögn (Silence of the Grave, 2001)

  • Röddin (Voices, 2003)

  • Kleifarvatn (The Draining Lake, 2004)

  • Vetrarborgin (Arctic Chill, 2005)

  • Harðskafi (Hypothermia, 2007)

Kategori: Bekir Karaoğlu Yazıları
Etiketler:
İskandinav Polisiyeleri
İzlanda
Yorumlar


August 18, 2010 16:12

Eyüp haklı. Ben afiştekilerin kimliğini tahmin ederek yorumlamıştım, Eva Lind olması daha mantıklı. "Voices" kitabı da mutlaka çevrilmesi gereken, çok güzel bir hikaye. Yalnız şöyle bir sorun görüyorum: O kitaptan önceki "Silence of the Grave" hikayesinde Eva Lind'in yaşamında çok ciddi gelişmeler oluyor. Sırayı bozarak okumak hikayenin tadını etkileyebilir. Ama yine de çevirinizi bütün kalbimle destekliyorum.


August 17, 2010 13:52

Yazınız çok güzel ve iskandinav polisiye yazımının en önemli faktörü olan sosyal gerçekliğe haklı bir vurgu taşıyor. Bunu da Per Wahlöö'nün Guardian'a verdiği röportajdaki, hatırlayabildiğim şu cümlesi açıkça anlatıyor vaziyeti; "Biz burjuva sisteminin karnına bıçak saplıyoruz"... Burada bir nokta var, küçük ama söylemek gerekir diye düşünüyorum: Yazıda bulunan ve "Myrin" filminin afişinde olanlardan biri Elinborg olarak belirtilmiş, fakat o aslında Erlendur'un kızı Eva Lind. Bir de vakit buldukça "Voices" kitabının bölüm bölüm çevirmekteyim umarım biter de; yayınlatabilme gibi bir şansım olur....


August 13, 2010 04:31

Ne kadar doğru, Indridason'un anlattıkları ve yazım stiline kapılıp polisiye unsurlarını ikinci plana atıyorsunuz. Özellikle Silence of the Grave'de yazar kendini aşıyor; okurken içim sızladı.
Indridason gibi polisiyeciler dururken neden bestseller romanlar çevrilip durur anlamıyorum, baksanıza yazarın bizdeki ilk ve tek çevirisi on bir yıl önce çıkmış, yazık...


Yorum yaz
mode_edit