menu

Erhan Bener Romanları

Yazan: A. Ömer Türkeş
Yayın Tarihi: March 24, 2012 17:38

"Sisli Yaz"ın yeniden hatırlanmasında belki de en önemli neden, öyküsünün polisiye bir kurguyla yazılmış olmasından dersem, umarım yazara, esere ve yayınevine bir haksızlık etmiş olmam. Son yıllarda polisiye türün ilgi görüp okuyucu bulması, dahası Türk yazarlarının da yavaş yavaş bu türde yazmaya başlaması, Bener'in, yazıldığı yıllarda pek ilgi görmeyen bu kitabına bir şans daha sağlamış. Daha önce "Loş Ayna"(1960) romanında kullandığı polisiye kurguyu bu kez biraz daha öne çıkardığını görüyoruz.

Romanın öyküsü 12 Mart'ın hemen sonrasına denk düşüyor. İstanbul'un tanınmış işadamlarından Hadi Bey'in danışmanlığını yapan avukat Aydın, bir yandan bu zengin çevresi içerisinde, onların yozlaşmış yaşam tarzlarını sorgulamaksızın yaşayıp giderken, bir yandan da geçmişteki siyasi ilişkilerinden kalan dostlarıyla görüşmeyi ve onlardan etkilenmeyi sürdürmektedir. Hemen bir not düşeyim, Aydın ve arkadaşlarının siyasi geçmişleri 27 Mayıs dönemine denk düşüyor ve -o yıllardaki radikal sol muhalefetin niteliği hatırlanıldığında- nasıl bir siyasi hareket içinde oldukları biraz bulanık kalıyor. Yazılış tarihi 1984 olan romandaki Aydın tipi, aslında 12 Mart döneminden çok 12 Eylül sonrasında gördüğümüz köşe dönücü "solcu aydın"lara daha uygun. Bu anlamda, Erhan Bener'in, yaşanan anı(80 sonrasını) geçmiş içinde işlediğini söyleyebiliriz.

Annesinin isteğiyle, genç yaşta dul kalan ve hala çekiciliğini koruyan komşuları Şaziye Hanım'ın kızı Harika ile tanışan Aydın, henüz onsekizinde bile olmayan bu kıza aşık olur. Zaten bir süredir yaşadığı "yoz" ilişkilerden sıkılmıştır, kurtuluş gibi gördüğü bu el değmemiş, tertemiz "Harika" ile evlenmek için hazırlıklara başlar. Aydın, aklını başından alan bu tutkusunun ardına takılıp giderken, Hadi bey aracılığıyla gelen bir cinayet davası, düşüncelerinin akışını değiştirir. Çünkü, içinde bulunduğu durumla bu cinayetin işlenişi arasında ister istemez bir benzerlik kurmaktadır.

Davanın seyri ile Aydın'ın evliliğini paralellikler kurarak anlatan yazar, öykünün gerilimini sonuna dek korumayı başarıyor. Böylelikle iç içe geçmiş iki muamma ile karşılaşıyoruz. Bir başka çözüm bekleyen konu, Hadi Bey ve ailesi etrafında çıkıyor ortaya. Romanın sonunda, bütün düğümler akla uygun, ama okuyucu için süpriz bir biçimde -birbirleriyle kesişerek- çözümleniyor. Polisiye kurgunun sürükleyiciliğinden yararlanmakla birlikte, esrar ve cinayeti oyuna çevirmemiş Bener. Toplumun bir kesimini ve belli bir dönemdeki insan tipini daha iyi yansıtmak için kurmuş bu gerilim öyküsünü. Yazar, mekanı da çok iyi kullanıyor. İstanbul'un eski köşklerinin mimarisi, öyküye gotik bir atmosfer etkisi kazandırmış.

Tutku ve Cinsellik

Erhan Bener'in romanlarının çoğunda tutku ve cinsellik önemli bir yer tutuyor. "Loş Ayna" romanına dönersek, oradaki cinayetin nedeni de, "Sisli Yaz"da olduğu gibi, yine karşı konulamaz tensel isteklerdi. İnsanların yaşamlarının akışını değiştiren bu tür duyguları işlerken, bir çok kez  yasak ilişkiler çevresinde kurmuştur öykülerini. Kıskançlık, şehvet, doyurulmamış cinsellik yönlendirir kimi zaman Erhan Bener'in roman kahramanlarını. Böylesi durumlarda, yazarın çok başarılı psikolojik tahlillere giriştiğini görürüz. Mesela, bu romanda, siyasi ilişkiler içerisinde bulunmuş insanların bu  ilişkiler etraındaki çözümlenmeleri zayıf kalırken, aynı insanların ve özellikle Aydın'ın, cinsel tutkulara göre irdelenmesi çok daha gerçekçi oluyor.

Roman kahramanlarının iç dünyalarını yansıtmak için iç monolog ve bilinç akışını kullanan yazarın uslubunu ve ana temaların anlamakta yardımcı olacak bir alıntı yapmakta yarar var. Erhan Bener, "Selma ile konuşmamın ne gereği vardı? Beni anlamasını istiyordum. Sanki anlarsa, ben kendi suçumu bağışlayabilecektim. İçimdekileri nasıl anlayabilirdi o? Sevgimi ve korkularımı kime anlatabilirim? İlkel bir cinsel tutku olarak niteleyerek arkamdan gülecekler. Dün o Liman lokantasındakiler öyle düşünmemişler midir? Ya anası ya kızıyla demişlerdir. Ya da hem anasıyla hem kızıyla!... Bütün bu sıkıntılardan kurtulmam için biraz silkinmem yeter. Ama bunu yapamayacağımı biliyorum. Barba'nın dediği gibi herkes kendi haçını kendisi taşıyor. Çok doğru. Çok kişi benim yaşamıma imreniyordur. Param var. Henüz genç sayılırım. Kadınlardan yana bir sıkıntım yok. Buna karşın, eksik olan bir şeyler var bende" dedirtiyor Aydın'a.

Gerçekten de huzursudur Aydın. Takip ettiği cinayet davasında, kaynana-damat ilişkisini çirkin bulurken, kendi kaynanasının çekiciliğinden etkilenmesini bastırmaya çalışır. İş çevresindeki kirlilikten de bunalmıştır. Ancak, yazarın Aydın için bir çıkış yolu olarak gösterdiği Güzin, romanda bir yama gibi duruyor. 12 Mart'ın işkencelerine maruz kalıp hapise düşen kardeşine yardımcı olabilmek için Aydın'ın bürosunda sekreterlik yapan Güzin, yaşam tarzıyla, duygu ve düşüncelerindeki mükemmellikle bir alternatif olarak sunulmuş. Bir dönem çok yaygın olan "idealize" edilmiş solcu genç tipini yinelemiş Erhan Bener. Ama bu insanları çok iyi tanıdığı söylenemez; tıpkı Hadi Bey ve çevresini, onların ilişkilerini tanımadığı gibi... Böylelikle, romanın bir takım tipleri karikatürleşip metni zedelemiş.

Türk edebiyatında hiç bir zaman öne çıkmasa da, Erhan Bener, her zaman belli bir anlatım düzeyinin üzerine çıkmayı başaran bir yazar. "Sisli Yaz" da, bazı kusurlarına rağmen keyifle okunan bir roman. Eğer daha önce Erhan Bener'in elinden çıkma bir öykü, oyun veya roman okumadıysanız, onunla tanışmak için iyi bir fırsat var karşınızda.


II-Eski Dostlar

Geçtiğimiz yıl yitirmiştik Erhan Bener’i. Son romanı “Eski Dostlar”ı hastalığıyla mücadele ederken, ölümünden kısa süre önce tamamlayabilmiş, kitaplaşmış halini görememişti. Usta, çok sevdiği polisiye türle veda etmiş okuyucularına.

Türk romanında edebiyatla polisiyeyi birleştiren yazarların başında Erhan Bener gelir. Daha ilk dönem yapıtlarında bireyin iç dünyasını açığa çıkarmak için suç kurgusuna ilgi göstermişti. Fransızcaya "Kedi ve Ölüm" adıyla çevrilen ve Fransız-Türk Kültür Cemiyeti Büyük Roman Ödülüne değer görülen “Ara Kapı” psikolojik gerilim tarzı polisiyeleri hatırlatan kişi, kurgu ve atmosferiyle, bu türün Türkiye'de yazılmış en iyi örneklerindendir. Yine polisiye kalıplarıyla yazılan ve arka planına 27 Mayıs sürecini yerleştiren "Loş Ayna"daki Macide karakteri edebiyatımızın en iyi çizilmiş "ölümcül"  kadınlarından biridir.  arasında ayrıcalıklı bir yeri var. İnsani tutkuların yarattığı trajedileri polisiye hikayelerle işlemeyi “Sisli Yaz"la(1984) sürdüren Bener’in "Gece Gelen"(1993) adlı uzun hikayesi çok başarılı bir “kara” örneğidir.

Erhan Bener, polisiye dünyasına Simenon çevirileriyle katkıda bulunurken polisiye anlayışında Fransız etkileri görülür. Ancak son romanı “Eski Dostlar”da polisiyelerin klasik döneminin esintileri var. İstanbul’daki tarihi oteli, artık dönemlerini geçirmiş insan tipleri, hikayenin açılışı, örülüşü ve cinayetin işleniş biçimiyle Agahta Christie tarzına çok yakın.

İstanbul’un en eski ve görkemini hala yitirmemiş bir otelinde başlayıp aynı otelde sona eren hikaye, büyük bir düğün töreni öncesi otele davetsiz bir konuğun gelmesiyle başlıyor. Otelin eski ortaklarından Mario Albukerk’tir gelen. Yirmi yıl kadar önce çeşitli karanlık işlere bulaşmış, adı bir de oteldeki bombalı suikaste karışınca her şeyi satıp yurt dışına kaçmıştır. Peşine takılan mafyayı atlatabilmek için gereken parayı temin etmek amacındaki Mario, yirmi yıl öncesinin sırlarını şantaj unsuru olarak kullanacaktır. Otelin genel müdürü Kamil bey, tekerlekli sandalyeye bağımlı karısı Safiye Hanım, büyük bir aşkla sevdiği adalar güzeli Sofia’yı kaybetmenin acısını yirmi yıldır taşıyan iş adamı Tahir Sağıroğlu, otelin emektarlarından Kadir bey ve sevgilisi Feride, yine eski çalışanlardan Şehmuz Usta Mario’nun gelişinden rahatsız olurlar. Çok geçmeden rahatsızlıklarının boş bir kuruntu olmadığı anlaşılır. Cinayet zamanı gelmiştir. Soruşturma başladığında eski defterler teker teker açılmaya, geçmişin günahları dökülmeye başlar. Polislerin çözmesi geren cesetteki farklı darbelerden hangisinin ölüme sebebiyet verdiğidir…

Polisiye meraklıları, bu kötücül karakterin ölüm şeklinin “Şark Ekspresinde Cinayet”i hatırlattığını fark etmişlerdir. Ancak benzerlikler ancak hikaye özetlendiğinde öne çıkıyor. Klasik polisiyelerde hikaye ve örgü öne çıkar, Erhan Bener’se polisiye kurgudan ziyade kişilere ağırlık vermiş. Hemen hepsi de gençlik çağlarını geride bırakmış roman kişileriyle geçip gitmiş bir zamanın hüznünü de yakalayarak bir kez daha insani tutkulara eğiliyor. Biz de usta bir yazarın elinden çıkmış klasik bir polisiye hikaye okuma fırsatı yakalıyoruz.

Kategori: A. Ömer Türkeş Yazıları
Etiketler:
Erhan Bener
Loş Ayna
Sisli Yaz

Yorum yaz
mode_edit

İLGİLİ KİTAPLAR

Nopic Nopic

İLGİLİ YAZARLAR

Nopic