menu

Ölüm Merdiveni / Mary Roberts Rinehart

Yazan: Tülay Güneş Kılıç
Yayın Tarihi: December 27, 2015 16:34

[caption id="" align="alignleft" width="100"] Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı[/caption]

Bu hikâye orta yaşlı bir kızın, yazın şehir dışında kiraladığı evde başına gelenleri anlatıyor. Alışmış olduğu şehir hayatını terketti ve mobilyalı bir yazlık ev kiraladı, orada başından geçen esrarlı olaylar mahallî polis memurlarını bir hayli uğraştırdığı gibi gazetelerimizin de kapış kapış satılmasını temin etti.
Fakat Sunnyside'da geçirdiğim son yaz aylarca çılgınlıklar içinde bocaladım. Şimdi aradan aylar geçti, geçmiş günleri hatırlayıp, başıma gelenleri düşününce hâlâ nasıl yaşadığıma şaşıyorum. Son tatilde geçirmiş olduğum korku, ıstırap ve gözyaşı dolu günleri bu kitapta anlattım.

Akba, bu sözlerin sahibi Rachel Innes’ı, kitabın hemen başındaki sayfalarda şöyle tanıtıyor: Kırk yaşına geldiği halde gençlik heyecanını kaybetmiyen bir kız. O yaz hakikî hayatı, heyecanı ve korkuyu tanıdı. Fakat asla mantığını kaybetmedi.

Evet, o yaz başından müthiş olaylar geçecek olan Rachel mali açıdan rahat, pek fiziksel çekiciliği bulunmamakla beraber zeki ve muzip bir kadındır. Hiç evlenmeyen yaşlı kız, ölen kardeşinin küçük çocuklarını himayesi altına almıştır ve bundan asla pişmanlık duymamıştır. Aynı şekilde yeğenleri Gertrude ve Halsey de halaları Rachel’a düşkündürler. Innes ailesi New York’un bunaltıcı sıcaklığından kaçmak için şehir dışında kocaman bir malikane kiralarlar, burası çok zengin bir bankere aittir.

Sunnyside (güneşli yer) mânasına geliyordu, etrafı gezip gördüğümüz zaman ismine uygun bir yere gelmiş olduğumuza karar verdik.. Burada bayağı olan hiçbir şey yoktu, manzara fevkalâde idi.
Birinci gecemiz Sunnyside'da çok sakin geçti. Sonradan bu ilk geceyi çok hatırladım. Müsait şartlarda buranın ne kadar güzel bir yer olabileceğini ancak o geceyi düşününce anlıyorum. Bundan sonraki gecelerde hiçbir zaman emniyetle başımı yastığa koyup rahat bir uyku uyuyamadım.

İkinci günün sabahı ise hizmetçilerin kimi anlaşamadığı için, kimi ise aniden rahatsızlandığından, türlü bahanelerle yavaş yavaş işi bırakırlar. Öyle ki ertesi akşam, Rachel ve yardımcısı Lidy, yirmi iki odalı ve beş banyolu evde yapayalnız kalırlar.

«Işık kararmıştı,» diyen Shakespeare'in akşamı tarif edişine uygun olarak etraf alacakaranlıktı. Kurbağa ve çekirgeler kısa hayatlarında bir kere daha geceyi canlandırıyorlardı. Sunnyside meş'um güzelliği içinde zalim ve ıssızdı bu gece. Midemde meydana gelen bir kabarma ile sersemleyerek kendi şehrimin hasretini duydum. Beton yollardaki vasıta seslerini, şehrin ışıklı caddelerini, gürültüsünü, kaldırımda oynıyan çocukların seslerini aradım. Karanlığın arkasında uzanan kır, bana korku ve sıkıntı veriyordu. Şehirde elektrikler yanar yanmaz, meydana çıkan yıldızlar burada karanlıkta kalmakta ısrar ediyorlardı.

Böylece çok kısa bir sürede Sunnyside, güneşli yer olmakta çıkarak karanlık, her köşesi korkutucu olaylara gebe bir yere dönüşür. Bu muazzam evin en önemli özelliği ise spiral biçimindeki merdivenleridir.

Holde, üst kata doğru kıvrılan bir yuvarlak, yani helezoni merdiven vardı. Merdiven çok dardı. İlk geldiğimiz gün Halsey bu merdiveni göstererek:
«Bak Rachel teyze,» demişti. «Mimar, bu merdiveni bilhassa Armstrong'ların oğlu için buraya koymuş. Arkadaşları ile kumar oynayıp geç kaldığı geceler bu merdivenden kimseyi rahatsız etmeden odasına çıkıyormuş.»

Gerçi Armstrong’ların oğlunun kimseyi rahatsız etmemesi için merdivenlerin neden illa bu şekilde olması gerektiğini şahsen pek anlamasam da, eve enteresan bir hava kattığını kabul ediyorum. Detektif romanları yazarı ve edebiyat eleştirmeni H.R.F. Keating’e göre ise bu helezonik şeklin manası büyüktür; tıpkı merdiven basamaklarının kıvrılarak yukarı doğru uzanması gibi Rachel de çok katmanlı gerçeğe yavaş yavaş ulaşacaktır.

Sessiz, sakin bir tatil arayışı içerisinde olan Rachel beklentilerinin tam aksiyle karşılaşacaktır. Mantıklı ve alaycı bir tabiata sahip olmasından ötürü yerinde durup, kurtarılmayı bekleyemez. Zaten bir süre sonra da, iş başa düştü mantığıyla olayların çözümü peşinde koşar, detektiflere yardımcı olur. Miss Marplevari klasik amatör yaşlı kız sendromu diyemeyiz çünkü öncesinde yalnızca Anna K.’nın Amelia Butterworth’u vardı.

"Sunnyside'da işlenen seri halindeki cinayetler insanların içinde gizli kalmış olan hislerin neler olduğunu bana öğretti. Atalarımızın koyun postlarına sarınıp av peşinde koşarken duydukları heyecanın ne olduğunu anladım. Ben de onlar gibi avlanmak arzusu içinde kıvrandım. Ben bekâr ve yaşlı bir kızım, onun için başımdan geçen ve sizin okuyacağınız maceraları yaşamak hayatım boyunca bir daha bana nasip olmaz artık."

Ölüm Merdiveni (The Circular Staircase), gotik edebiyatın izinden giden romantik-süspans kurgusunun tüm özelliklerini taşır: Karanlık ve ıssız bir yere hapsolmuş tehlike içinde kadınlar, aniden sönen lambalar, tam o sırada camlı kapıdan içeriye bakan soluk bir yüz, merdiven dibinde beliren cesedin hemen arkasından gelen diğer ölümler, gece yarıları duyulan tuhaf gürültüler, gıcırtılar, tabanca sesleri, ne ararsanız kitapta bulunuyor. Karakterlerde pek derinlik aramayın, Julian Symons’un dediği gibi herkesin bir işi var ama kimse de bir şeyler yapıyor gibi görünmüyor. Ne ahçı yemek pişiriyor, ne şoför araba sürüyor, ne de polis detektifleri cinayetleri çözüyor.

Rinehart, Ölüm Merdiveni ile yeni bir akım da yaratmış olur. Eğer bilseydim (had-I-but-known) olarak adlandırılan bu akım günümüzde, birkaç iflah olmaz romantik yazarlar haricinde tümden unutulmuştur. Bana göre iyi de olmuştur, zira özellikle Philo Vance nefretiyle tanınan zamanın şair/eleştirmen Ogden Nash’e katılmamak elde değil. Nash, “Tahmin Etme, Bırak Ben Sana Söyleyeyim” adını verdiği şiirinde, eğer herkes bildiğini anında söyleseydi, kimse yanlış anlaşılmaktan korkmasaydı her şeyin ne kadar farklı olacağını hicveder. Fakat öte yandan insanlar bildiklerini anında söyleselerdi katil hemen ortaya çıkarılır, yeni cinayetler olmazdı, dolasıyla kitap da.

Evlenince hemşireliği bırakıp, üç çocuk yapan Mary Roberts Rinehart, doktor eşinin geliri yeterli olmamaya başlayınca hikayeler, şiirler yazarak dergilere satmaya başlar. Ölüm Merdiveni ile birlikte, Anna K. Green’den etkilenerek üç tane polisiye roman yazar. Ama öylesine yazdığı bu kitapları bir çekmeceye tıkar ve unutur. Bir gün amcası John ziyaretine gelir, bir şeyler okumak ister. Mary çekmeceden çıkardığı taslağı amcasının eline tutuşturur. Rahat bir koltuğa oturup, okumaya başlayan John Amca, bir süre sonra ne öğle yemeğine iner, ne de kriket maçına. Akşama doğru Mary’nin yanına gider, ve “Hiç fena değil, bundan daha kötülerini de okudum. Neden bir yayınevine göndermiyorsun?” der. Pek de umutlu olmayan Mary Roberts, kitaplığından bir Anna K. romanı çeker ve içinden yayıncının adı ile adresini alır. Kısa bir süre sonra ise yayıncı bizzat Mary’lerin evine gelir, “Katil uşak!”, “Eğer Bilseydim” lerin anası olacak yeni bir yıldız doğmuştur artık.

Eğer hayalet hikayeleri ve katil kim polisiyelerinden hoşlanıyorsanız, üstüne bir de romantik biriyseniz, türün öncülerinden Ölüm Merdiveni’ni gönül rahatlığıyla, okunacaklar listesine atabilirsiniz.

Ölüm Merdiveni (The Circular Staircase, 1908) / Mary Roberts Rinehart , Çev: Coşkun Y. Göksu

Kategori: Tozlu Raflar
Etiketler:
ABD
had I but known

Yorum yaz
mode_edit