DILENCI!..
Beyrut!.. Suriyenin beyaz incisi!.. Öğle güneşinin kızgın ışıkları altında yanıyor. Dar ve beyaz duvarlardan akseden akıcı aydınlıkla adeta gölgesiz sokaklarda, günün bu saatinde en ufak bir kımıldanış bile yok. Bütün şehir erimiş kurşun ağırlığile bir hareketsizlik uykusuna dalmış gibi..
Fakat tenha sokaklardan birinde garip bir hareket var. Daha doğrusu bu bir hareket deği!, âdeta bir geçit resmi gibi bir şey.. Alışkın olmıyan bir göz için bunu farketmek imkânSız. Fakat biraz dikkat edilince nazeri dikkati çekecek sinsi ve gizli bir faaliyetin varlığı göze çarpıyor!.. Kuytu bir köşebaşında her halde yetmişini aşmış, yüzü çizgiler ve buruşukluklarla dolu, bir gözü akan ihtiyar bir dilenci var ki, her yarım saatte bir önünden beyaz harmaniyeli veya kefyeli bir olcu ağır ağır geçiyor ve kucağındaki keşküle mâdeni bir para atıyor. Dikkat eden bir kimse bu yolcuların daima üç kişidenibaret olduğunu ve daima sırayı takip ederek geçtiklerini çabucak farkederdi. Ne var?. Ne oluyor?. Dilenci Kim? Yolcular nereden gelip nereye gidiyorlar?.. Bütün bu suallerin cevabını vermek belki mümkün değil; fakat işte güneşin batmasina yakın, tenha sokakton bir yolcu daha geçti ve keşküle para atmadı. Bu esrarlı bir işaretmiş gibi, biraz sonra, kapanık ve alil göz kapaklarının arasından etrafını dikkatle süzen ihtiyar dilenci, bin zahmetle yerinden...
(Kitap Girisi)