İLK MAHKEME
Mübaşir, Aubrey George Grant!» diye bağırdı. <Aubrey George Grant!>
Zaman gelmişti. Ağzımın birdenbire kuruduğunu hissettim. Mahkemedekiler bekliyordu. Bu sıkıntılı işin çok uzun süreceğini biliyordum. Hakikati... bütün hakikati anlattığım takdirde masum bir insanı mahkûm edeceğimin farkındaydım. Genç kızın hafifçe elime dokunduğunu hissettim. Parmakları bileğime tazyik etti. Terden gömleğim sırtıma yapışmıştı. Ayağa kalkarak mübaşiri takip ettim. Mahkeme salonunun kapısı açıktı. Bir an tereddüt ederek eşikte durdum. Salon tıklım tıklım doluydu.
Çabucak yürüdüm. Bu dekor bana yabancı değildi. İş hayatimin bir kısmı sayılırdı bu. Fakat rolüm değişmişti. Mahkeme salonuna ilk defa şahit olarak giriyordum. Gözlerimi hakime dikmiştim. Ince bir elbise giymiş olan adamın yüzü çok soluktu. Bu olağanüstü dâvaya bakması için onu hususî olarak tâyin et...
(Giriş)