menu

Şamanın Üç Soygunu - Timur Ertekin

Yazan: A. Ömer Türkeş
Yayın Tarihi: April 01, 2012 19:01

Asıl mesleği dişçilik olan Timur Ertekin'in 1948 Zonguldak Çaycuma doğumlu olduğunu, Orta öğrenimini Ankara Atatürk lisesinde tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine girdiğini, kitabın arka kapağındaki tanıtımdan öğreniyoruz. "Şamanın Üç Soygunu" Timur Ertekin'in ilk romanı.

Yukarıda sözünü ettiğim tanıtım yazısında, yazarın hayatına dair olup, bu kitabı anlamaya yarayacak bir iki cümle daha var; Timur Ertekin "12 Mart Muhtırasının ardından tutuklanarak, 1972-1974 yılları arasında Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi'nde yatmak zorunda" kalmış. Romanın öyküsü de bu geçmiş üzerine kurulu. Üstelik yazar, anlattığı öykünün kendi hayatıyla yakından ilgili olduğunu hiç saklamıyor. Kahramanın adı da Timur, o da diş hekimi, o da Mamak'ta yatmış bir kaç yıl, ve roman boyunca "bir roman yazdığını" söyleyip duruyor. Anlıyoruz ki, yazılacağı duyurulan roman, şimdi elimizde okuduğumuz "Şamanın Üç Soygunu" olarak somutlanmış.

Türkiye'de politik roman denilince nedense akla hemen; işkenceler, geçmişle hesaplaşma, silahlı eylem ve artık politik kimliğini yitirmiş küçük burjuva bireyin intiharı tarzında motifler geliyor. Sanki 1960'lardan 80'lere dek bu ülkede hiç toprak işgalleri olmamış, büyük işçi grevleri düzenlenmemiş, gecekondu direnişleri yaşanmamış, sendikal mücadeleler örgütlenmemiş, üniversite gençliği politik hayatı kitlesel eylemleri ile sarsmamış, ve Taksim, Maraş, Çorum gibi katliamlar görülmemiş gibi, yazarlar, devrimci hareketin öznesi olarak gördükleri küçük burjuva aydının bir kaç "silahşorvari" pratiğini ele alıyorlar. Timur Ertekin de aynı geleneği sürdürmüş. Bütün roman boyunca, ölümle biten bir soygun vurgulanıyor sık sık. “Şaman’ın Üç Soygunu” bu görünümüyle siyasi polisiye denemesi, ama sadece deneme…

Murat Belge'nin "Bir Edebiyat Malzemesi Olarak 12 Mart yaşantısı" incelemesinde belirttiği gibi, söz konusu siyasi dönemlerde maruz kalınan işkencelerin ve sonuçlarının incelenmesi değerlendirilmesi yeterince yapılmadı. "Edebiyat bunu en az teorik inceleme kadar derinlemesine araştırabilir, hatta teorik incelemenin veremeyeceği bilgileri aktarabilirdi. Ama yazarlarımız işin bu yanını ele almaktan kaçındılar". Bu kaçış, aradan yıllar geçse de hala sürüyor. Romana yansıyan şiddet ve işkence, bu siyasi dönemlerden uzaklaştıkça, daha çok araçsallaşıyor: Politik roman hard-boiled oluyor!

Geçmişle Hesaplaşma

Timur Ertekin'in romanı ile Kaan Arslanoğlu'nun "İntiharı", farklı iki siyasi dönemi konu edinmekle birlikte birçok bakımdan benzerlikler taşıyorlar. Birisi 12 Mart, diğeri 12 Eylül döneminde silahlı eylemlere katılan karakterler üzerine kurulu. İki roman kahramanı da başarısız evlilikler yapıyor, hayallerinde sürekli farklı kadınların imgelerini taşıyorlar. İkisinin hayatında da işkencecilerinin özel bir yeri var. Sürekli geçmişleri ile bir hesaplaşma içinde olan farklı romanların benzeşik kahramanları için intihar ve ölüm neredeyse bir saplantıya dönüşüyor (bu iki romanı, Türk romanında belli tarihsel dönemlere, farklı tarihlerden nasıl bakıldığı konulu bir yazı çerçevesinde daha derinlemesine incelemek yerinde olur)

Romanda kendi ismini gizlemeyen yazar, siyasi yaşamda, Mamak'taki tutukluluk günlerinde ve sonrasında karşılaştığı bir çok gerçek kişiyi de adları ile anarak, metnini anıya dönüştürmüş. Kimler yok ki? Mahir Çayan, Mustafa Kaçaroğlu, Ömer Madra, Doğu Perinçek, Kazım Özüdoğru, Ertuğrul Kürkçü, Mihri Belli, Sadun Aren, Uğur Mumcu, Turgut Kazan.... Liste uzayıp gidiyor. Yanlış bir anlamaya meydan vermemek için, yazarın Doğu Perinçek haricinde hiçbirisi ile ilgili kötüleyici bir ifade kullanmadığını söylemeliyim; onlara romanda fazla bir rol de yüklemiyor.

Bu romanda en çok takıldığım yerler işkence üzerine yapılan bahisler, ve roman kahramanı Timur'un –hiç unutamadığı- işkencecisi ile karşılaştığı bölümler oldu. Kader bu ya, işkenceci çözümsüz bir hastalığa yakalanmıştır. Güzel ve çekici karısını Timur'a gönderir, istediği, diş hekimi olduğu için öldürücü bir zehire ulaşma sorunu olmayan Timur'un onu acı çektirmeden öldürmesidir. Neredeyse yüksek sosyete içinde bir hayat süren eski işkenceciyle eski devrimci, karşılıklı olarak bir kez daha girişirler geçmiş hesaplaşmasına. Romanın bu bölümleri, yakın tarihli Amerikan filmlerindeki işkenceci-kurban ilişkilerini hatırlattı bana.

"Şamanın Üç Soygunu"ndaki şaman, kahramanın kendi yaşamındaki dönüm noktalarında varlığını sezdiği fantastik bir motif. Ancak Timur Ertekin fantaziyi sıklıkla kullanmıyor. Bir tek son bölümde -ölülerin devam ettiği bir meyhane atmosferiyle- fantastik unsur, kahramanın sonuna yapılmış üstü kapalı bir göndermenin aracı olmuş.

Başarısız bir roman

Kendi deyişiyle "siyasetin karmaşası içinde yükselen ya da kaybolanların ara hallerini anlatan, acı ya da hasret çeken insanların bugüne kadar dile getirilemeyen açmazlarını anlatan bir roman" tasarlamış Timur Ertekin. Bunun için de sıklıkla kendi yaşam deneyimlerine başvuruyor. Yaşanmışlığın bir romana olumlu etkilerini "İntihar"da incelemiştim. "Şamanın Üç Soygunu" ise, tanık gösterilen bütün adlara, yazarın apaçık siyasi geçmişine, yani gözümüze sokulan yaşanmışlığına rağmen, bu yaşanmışlığı romandaki yaşantının yaşanmışlığı duygusuna dönüştüremiyor.

Romanın içeriğine ve ideolojisine fazla ağırlık verince, edebi özelliklerini ihmal etmiş oldum. Aslında ilk roman olarak, kurgusal anlamda fazla bir kusuru yok metnin. Bir çok çağdaş anlatıda olduğu gibi, geçmiş ve şimdi arasında gelgitli bir anlatımı seçmiş Ertekin. Arada bir coşkulu siyasi söylevlere yer verse de, okuyucuyu rahatsız etmeyen bir dili var. Bütün bunlar, kitap hakında olumsuz düşünmekle birlikte, yazar için kesin bir hüküm vermeyi bundan sonraki romanlarına ertelememe neden oldu.

Kategori: A. Ömer Türkeş Yazıları
Etiketler:
Şamanın Üç Soygunu
Timur Ertekin

Yorum yaz
mode_edit

İLGİLİ KİTAPLAR

Nopic

İLGİLİ YAZARLAR

Nopic