menu

Türkiye’de Geçen Yabancı Polisiyeler (Bölüm:7)

Yazan: Oğuz Eren
Yayın Tarihi: March 16, 2010 18:22


II. Yeni Nesil Suç Romanları

a. Politik Gerilim Romanları

Klasik casus romanının başına buyruk casus / ajan tiplemelerinin, 90’larda yerini giderek daha gerçekçi uluslararası entrika ve gerilim romanlarına bıraktığını görüyoruz.


Daniel Pollock’un 1989’da yayınlanan ilk romanı Lair of the Fox’ta, Kürt teröristler tarafından KGB’den çalınıp İstanbul’a getirilen zehirli gaz varillerini geri almak için KGB’nin düzenlediği operasyonu okuruz.


Davis Bunn’ın Rendezvous With Destiny serisinin beşinci romanı Istanbul Express, İstanbul’a yardım organizasyonunda görev almak üzere gelen Jake ve Sally, kendilerini Sovyet yayılmacılığına karşı verilecek bir mücadelenin içinde bulurlar.


Türkiye üzerine bir de gezi rehberi bulunan Gilbert Horobin’in tek romanı Kurdish Connection, sınırda kaçakçılık yapan Kürtlerle işbirliğine giren eski casusların Orta Doğu’da tehlikeli sonuçlara varacak faaliyetlerini konu edinir.


Türün ustalarından Tom Clancy’nin fikir babası olduğu politik gerilim serisi Op-Center, 95’ten 2005’e kadar yayınlanan 12 romandan oluşuyor. Serinin dördüncü romanı Acts of War (1997), Suriye ve Irak arasında bir savaş çıkması için Kürt ayrılıkçılar tarafından yürütülen faaliyetleri anlatıyor.


Fransız bestseller yazarı, Jean-Christophe Grangé’ın kısa sürede ülkemizde kült yazar mertebesine erişmesindeki en önemli sebep, kuşkusuz Kurtlar İmparatorluğu (2003). Elbet Jean Reno’lu beyazperde uyarlaması da ülkemizde iyi sunuldu; sonuçta Grangé ülkemizde sadık bir hayran kitlesi edindi. Öyle ki bugün Türkiyeli okura polisiye denince sayacağı ilk isimlerden biri Agatha Christie ise, bir diğeri de Grangé’dır.


Bilindiği üzre ülkücü Türk mafyasının Paris’te işlediği kanlı cinayetler, psikolojik problemlerinin ardında şok edici bir gerçeğin saklı olduğunu keşfeden Parisli kadın kahramanımızın öyküsüyle çakışıyor; öykü giderek çetrefilleşip ülkemize akıyor, Kapadokya ve sonra Nemrut dağında çözümleniyor.


David Chacko’nun Jason Ender’i, yazarı gibi İstanbul’u mesken tutmuş bir casus. 2003’te Less Than a Shadow isimli macerasında İstanbul’da bir cinayeti araştırıyor. Amerikan casusu Dev bir labirenti andıran ilimize gelip mafyamızla dalaşıyor; Ortadoğu haritalarını değiştirecek denli büyük bir olayı tek başına hal yoluna koyuyor.


Ender serisinin ikincisinde kahramanımız, bu sefer Dicle Vadisi’nde dini bir ikonanın çevresini saran gizemi aydınlatmaya çalışır. (Peacock Angel , 2005) Bu sene yayınlanan Echo Five’da ise Afrika’ya yolu düşecektir.


Chacko’ya göre İstanbul nüfusuna oranla çok az şiddet olayının yaşandığı bir şehirdir. Yazarın bir diğer kahramanı Müfettiş Levent, Amerikan casusu Ender’e nazaran daha mütevazi bir konumda da olsa; soruşturduğu cinayetin ucu yine çetrefilli konulara dayanır. Kahramanımızın sır perdesini aralaması bazı kesimleri rahatsız edecektir. Chacko’nun (şimdilik tek) Müfettiş Levent romanı Graveyard Eyes (2006)


Robert Ludlum’un, sinema filmleri ile ünlenen kahramanı Jason Bourne’un da, beşinci macerasında yolu ülkemize düşer. Ludlum’un üç romanından sonra bayrağı devralan Eric van Lustbader, 2004 tarihli The Bourne Legacy’den üç yıl sonra kaleme aldığı The Bourne Betrayal’ın finalinde ünlü casusu ülkemize getiriyor.


2007 tarihli bir başka roman, Olen Steinhauer’in The Istanbul Variations’ı, soğuk savaş döneminde teröristler tarafından kaçırılıp İstanbul’a yönlenen bir uçağın, hedefine varamadan havada infilak etmesiyle açılıyor.

b. Polisiyede Tarihi Kurgu

Polisiye kurgusuna sahip tarihi romanların geçmişi çok eskilere dayanmaz. Polisiyenin altın çağında, - John Dickson Carr’a ait birkaç örnek dışında- bugün tarihi polisiye dediğimiz türde eserler verilmezdi. Şimdilerde polisiye olsun olmasın, tarihi kurgunun birçok örneği rahatlıkla okuyucu bulabiliyor, çoksatar (bestseller) roman formunda yayınlanıyor.


Barry Unsworth’u bir önceki yazımızda Pascali’nin Adası ile anmıştık. Yazarın bir sonraki romanı The Rage of the Vulture (1982) yine ülkemizde geçen bir tarihi kurgu. 1908 yılında aldığı görevle İstanbul’a gelen Robert Markham, ülkemizde ölmekte olan rejimin mağdurlarından biridir: 1896’daki Ermeni tehciri döneminde gözlerinin önünde tecavüze uğrayıp katledilmiş ilk nişanlısından, şimdiki ailesinin bile haberi yoktur. Markham arada geçen sürede evlenip bir de çocuk sahibi olmuştur; ama ailesiyle arasını bozmak pahasına, işkencecilerinin peşine düşüp intikam almaktan imtina etmeyecektir.


Eric Mayer ve Mary Reed’in karı-koca ortaklaşa yazdıkları Lord Chamberlain serisi, 6. yüzyıl’ın Konstantiniye’sini mekan olarak seçen One for Sorrow (1999) ile başlar. Bugün Seven for Joy ile yedinci kitabına ulaşmış serinin ana karakteri John the Eunuch, imparatorun baş mabeyincisi, Hristiyan mahkeme başkanı olmakla beraber, gizemli Mithra dinine bağlılığından vazgeçmemiş, ilginç bir karakter. İlk romanda bir cinayete kurban giden arkadaşının katilini bulma görevini üstlenir.


Son on yılın tarihi polisiye örnekleri içerisinde çok özel bir yere sahip, başarılı yan karakterleri ve kurgusu ile, bu ilk romanından başlayarak beğeni kazanmış bir seridir; türe eğilmek isteyen yayınevlerine tavsiye olunur.


Roderick Conway Morris’in Jem: Memoirs of an Ottoman Secret Agent (1988) Fatih Sultan Mehmet’in ölümünün ardından ağabeyi Beyazıt’a karşı taht hırsıyla ordu kuran Cem Sultan’ın öyküsünü anlatıyor. Uğradığı yenilgiden sonra kayıplara karışan Cem Sultan’ı bulma görevi, romanın ana kahramanı Kaptan Barak’a düşer.


Tarihi polisiye bölümünde ele alsak da, Michael Pearce’in Dead Man serisi aslında klasik polisiye şablonuna sadık kalan muamma romanlarıdır. 2004’te başlayıp bugüne değin yayınlanan beş Seymour macerası; yazarın 1988’de başladığı 16 kitaplık Mamur Zapt serisi gibi, yirminci yüzyılın başlarında geçer. Scotland Yard müfettişi Seymour, her macerada bir şehir, her şehirde bir ceset ile karşımıza çıkıyor.


2004’teki Trieste’den bir yıl sonra ikinci durak, İstanbul. A Dead Man in Istanbul, ülkemizde konsolosluk sekreteri olarak görev yapan Cunningham’ın Çanakkale boğazını yüzerek geçmeye çalışırken ölü bulunması ile açılıyor. Başında bir kurşun yarası ile bulunması, bölgede İngilizlerin askeri bir üs kurmak istemesine karşı bir eylem olarak yorumlanınca, Scotland Yard’dan Seymour’un yolu da İstanbul’a düşer.


İki Alman kadın yazarın, Malachy Hyde takma ismi altında beraber yazdıkları bir tarihi polisiye, Ölümün Sırrı / Didim Cinayeti adıyla dilimize çevrildi. Birinci yüzyılın Roma imparatorluğunda geçen öykü, ünlü komutam Marcus Antonius’un cinayete kurban gitmesiyle başlar.

III. Öne Çıkanlar

Lawrence Goodman

Lawrence Goodman (gerçek adıyla Benjamin G. Whitten), Marmara adalarında yaşayan Amerikalı yazarımız, Adalı yayınları tarafından İngilizce yayımlanan polisiye serisinde, adalarda yaşanan mizahi suç öyküleri anlatıyor. Sweet Confusion on the Princes' Islands (2005), özel bir okulda ders vermek üzere adalara gelen Amerikalı Ed Wilkie’nin başından geçenleri anlatıyor. Bir Tenten tiplemesi olduğu kapak resminden de açıkça gözüken kahramanımız, kekeme bir casus, azgın kokonolar, güzel Türk kızı Elif gibi renkli karakterlerle dolu, bir o kadar da tehlikeli bir karmaşanın içine düşüyor.


Serinin 2006’da basılan ikinci romanı Sour Grapes on the Princes' Islands İstanbul’a bir sinema filminin çekimleri için gelen Amerikalı bir aktörün boğazı kesilmiş bir halde bulunması ile açılıyor. Amatör çiftimiz Everett ve Lily Blum, olaya el atıp başlarını durduk yere belaya sokarlar. Craig Rice’ın son derece keyifli J. Malone polisiyelerindeki Justus çiftini, bilemediniz İnce Adam serisindeki Nick & Nora’yı anımsatan bir ikili; kesinlikle günümüze ait değil; yarım yüzyıl öncesine özgü bir tarzı hatırlatıyor.


A Grain of Salt on the Princes’ Islands’ta ülkemize gelen Amerikalı bu sefer (2007) kumarbaz Tod Perez’dir. Şansını tüketip Los Angeles’tan kaçmak zorunda kalmış; soluğu ömrünce hiç tanımadığı halasının yanında almıştır. Halası kendisine Türkiye’de hapiste ölmüş kocası Murat’tan bahseder. Kocasından kendisine kalan mirası kontrol etmek üzere İstanbul’a gelecektir. Halasının bu planını açıkladıktan sonraki ani ölümü, Tod’un mirasa konma hayaliyle ülkemize gelip, önceki romanlardan tanıdığımız tiplemeleri de içeren bir maceraya atılmasına neden olur.



Goodman’ın son polisiyesi Something Bitter on the Princes' Island bu sene yayınlandı. Bu sefer adada bir mağarada bulunan iki cesetle başlıyor roman. Mağarada Greko-Roman tarzında bir Afrodit heykelinin de ortaya çıkması işleri iyice karıştırıyor.


Adalı yazarımızın eserlerini dilimizde de okuyabilmeyi umuyoruz.

Barbara Nadel

1999’da başlayan Çetin İkmen külliyatı, ana kahramanı Türk olup, en başarılı olmuş, uzun soluklu polisiye serisi olma özelliğini taşıyor. İlk çıkışından bu yana her yıl bir romanla toplamda on adedi bulan serinin şimdilik dördü Oğlak yayınları tarafından dilimize çevrildi.


Çetin İkmen, Avrupa’da kullanılan “Türk gibi sigara içmek” deyimini haklı çıkaracak kadar sigara tiryakisi, ayrıca sıkı içici bir polis karakteri.


İlk roman Belşazzar’ın Kızı’nda Balat’ta cinayete kurban giden bir Yahudinin soruşturmasını üstlenen İkmen, İngiliz bir öğretmen, Nazi sempatizanı bir Alman, bir Rus ailesi derken giderek kabaran bir şüpheli listesinin içinden gerçek katili bulmak zorundadır. Bu arada karısı dokuzuncu çocuklarını doğurur, böylece günümüz polisiyesindeki en “Türk” karaktere kavuşmuş oluruz.


Esasen Nadel, Türkiye’de yaşayan ailesini sıklıkla ziyaret eden, romanlarında da Türkler hakkında bilinçli olumsuz yargılar taşımadığını gösteren bir kadın yazar. Yine de Oğlak yayınevi iç kapakta alıngan ve içli Türk okurunu uyarmayı ihmal etmemiş : “Bunların nihayet batılı birer polisiye yazarları ve kitapları olduğunu, yalnızca atmosferin İstanbul olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.”


Nadel, ikinci romanı Uyuşturucu Kafesi’nde bu sefer genç bir eroinman delikanlının cinayetini konu alır. İkmen, Topkapı sarayı civarında bir apartman dairesinde hapis tutulduğu anlaşılan gencin ölümü, daireyi ziyaret ettiği öğrenilen bir Ermeni’yi zan altına sokar. Çetin İkmen, hem çocukluk hem iş arkadaşı Ermeni doktor Arto ile gergin bir soruşturma yürütecektir.


Serinin üçüncü romanı Arabesk, Çetin İkmen’in izinli olduğu bir sırada çömezlerinden Komiser Süleyman’ın üstlendiği bir soruşturmayı anlatıyor. İstanbul’un popüler Arabesk şarkıcılarından Erol Urfa’nın sır gibi gizlediği karısı dairesinde ölü bulunur. Şarkıcı bebeğinin de kaçırıldığını öğrenince çılgına döner. Çetin İkmen evinden soruşturmaya katılınca, Süleyman ile klasik bir kafa ve bacaklar ikilisi oluştururlar.


Dördüncü roman Haliç’te Cinayet, (2002) bir Arnavut gencin cesedinin Haliç kıyılarına vurmasıyla başlar. Gencin ailesi İkmen’e yardımcı olmakta isteksiz davranınca, ana tarafından Arnavut kökenli olan kahramanımız çareyi kuzeni Samsun’dan yardım istemekte bulur.


Beşinci kitaba dek İstanbul’un Donna Leon’u olarak sunulan Nadel, Harem (2003) ile birlikte Michael Dibdin’le kıyaslanmaya başlıyor. Labirenti andıran ilimiz İstanbul’da cesedi bulunan kızcağız, İkmen’in kızının arkadaşıdır. Kurbanın annesine verdiği sözü tutamadan görevden alınan kahramanımız, bir sinema yıldızının kaçırılan karısını bulmakla görevlendirilir.



Petrified (2004), iki genç kızın kayıplara karışması ile açılıyor. İkmen, kızların kaybolmadan önceki son günlerini araştırırken, aile üyeleri tarafından verilen çelişkili cevaplarla yanlış yönlendirildiğinin farkına varır.


Nadel, tam zamanlı olarak yazarlığı meslek seçmeden evvel, okullarda psikoloji dersi vermiş; cinsel istismara uğramış gençlerin rehabilitasyonunu yürütmüşbir yazar. Romanlarında bu arka planı da rahatlıkla kullanıyor. Yedinci roman Deadly Web’te (2005) İkmen, uç cinsel deneyimlerden sonra intihar eden gençlerin arasındaki bağı araştırır. Roman Dagger ödülüne aday gösterilmişti.


2006 tarihli Dance with Death, İkmen’i İstanbul’dan Kapadokya’ya taşıyor. Ölümünden yirmi yıl sonra bir mağarada bulunan kadın cesedi, İkmen için çözümü hayli zor bir muammadır. Geçmişte işlenen cinayetleri konu alan klasik polisiyelerin bir çeşitlemesi.


Dokuzuncu roman A Passion for Killing’te İkmen bir halıcının cinayetinin gizemini çözmeye çalışır. Kurban, öldürüldüğünde Arabistanlı Lawrence’a ait olduğu düşünülen bir halının satışının arefesindedir. Öte yandan Komiser Süleyman da, İstanbul’da eşcinsel erkekleri öldüren bir seri katilin peşindedir.


Serinin şimdilik son romanı, bu yıl yayınlanan Pretty Dead Things. Çetin İkmen ile Komiser Süleyman’ın soruşturmaları yine kesişiyor. İkmen İstanbullu bir modacının eşinin kaybolmasını araştırırken, Süleyman da Karaköy’de bulunan bir iskelet vakası için görev başındadır.

Jason Goodwin

64 doğumlu İngiliz romancısı Jason Goodwin’in, Cambridge üniversitesinde Bizans tarihi üzerine yaptığı araştırmadan da esinlenerek, 2006’da kaleme aldığı The Janissary Tree, (Yeniçeri Ağacı) yazarına Edgar ödülünü kazandırdı. Osmanlı’nın son dönemini anlatan romanın kahramanı Yashim the Eunuch, yani Hadım Yashim’dir.


Merkez yayınevi çevirisindeki ismi ile Haremağası Yasin, 1836’da birbiri ardına işlenen cinayetleri araştırmak üzere Sultan II. Mahmut tarafından görevlendirilir. Soruşturma, yüzlerce yıl önemli siyasi güce sahip olup, on yıl kadar evvel feshedilmiş Yeniçerileri zan altında bırakacak yönde gelişir.


2007 tarihli The Snake Stone henüz Türkçe’ye çevrilmedi. 1830’da Kayıp Bizans altınlarının peşine düşen Fransız araştırmacı yerel yetkilileri şüpheye garkedince, konuyu araştırmak için Yasin’e görev verilir. Fransızın ölü bulunması, Yasin’i bir numaralı şüpheli konumunda bırakacaktır.


Yasin’in üçüncü macerası The Bellini Card ise, elinizdeki dergiyle aynı tarihlerde İngiltere’de yayımlanmış olacak.

Jenny White

Boston üniversitesi profesörü Jenny White’ı Türkiye üzerine yaptığı araştırmalardan tanıyoruz. Bizde Para ile Akraba / Kentsel Türkiye'de Kadın Emeği, Türkiye'de İslamcı Kitle Seferberliği gibi çevirileri yayınlanan bu araştırmalarına, şimdilerde AKP üzerine bir kitap ilave etmekle meşgul.


White, aynı zamanda iki yıldır Osmanlı’nın son döneminden bir Türk detektifin romanlarını yazıyor: Kamil Paşa. Karakterin ilk macerası The Sultan’s Seal (2006), İnkılap yayınları tarafından Sultan’ın Mührü ismiyle yayınlandı.


Boğazın sularına bırakılmış bir kadın cesedinin ensesinde Sultan’ın mührünü taşıması, sulh hakimi Kamil Paşa’nın bu hassas soruşturmayı üstlenmesine sebep olur. Kamil Paşa bu ölümle sekiz yıl evvel işlenmiş bir cinayetin arasındaki bağı keşfeder.


İkinci Kamil Paşa macerası The Abyssinian Proof (2007) antika kaçakçılığının gemi azıya aldığı zamanlarda, dörtyüz yıldır kayıp olduğu söylenen esrarlı bir kutu da bundan nasibini alır. Kamil Paşa, Hristiyan – Müslüman halklar arasında gerginliğin had safhaya ulaştığı bir ortamda bu kutsal emanetin peşine düşer.


Teşekkür

1902’den bu yana yayımlanan polisiyeler arasından ülkemizde geçenlerin bir dökümünü hazırlamak gibi zahmetli bir işte bana yardımlarını esirgemeyen Erol Üyepazarcı, Tülay Güneş Kılıç, Allen J. Hubin, Jess Nevins, Şeref Özsoy ve Irvin Cemil Schick'e sonsuz teşekkürler...


II. Yeni Nesil Suç Romanları

a. Politik Gerilim Romanları

Klasik casus romanının başına buyruk casus / ajan tiplemelerinin, 90’larda yerini giderek daha gerçekçi uluslararası entrika ve gerilim romanlarına bıraktığını görüyoruz.


Daniel Pollock’un 1989’da yayınlanan ilk romanı Lair of the Fox’ta, Kürt teröristler tarafından KGB’den çalınıp İstanbul’a getirilen zehirli gaz varillerini geri almak için KGB’nin düzenlediği operasyonu okuruz.


Davis Bunn’ın Rendezvous With Destiny serisinin beşinci romanı Istanbul Express, İstanbul’a yardım organizasyonunda görev almak üzere gelen Jake ve Sally, kendilerini Sovyet yayılmacılığına karşı verilecek bir mücadelenin içinde bulurlar.


Türkiye üzerine bir de gezi rehberi bulunan Gilbert Horobin’in tek romanı Kurdish Connection, sınırda kaçakçılık yapan Kürtlerle işbirliğine giren eski casusların Orta Doğu’da tehlikeli sonuçlara varacak faaliyetlerini konu edinir.


Türün ustalarından Tom Clancy’nin fikir babası olduğu politik gerilim serisi Op-Center, 95’ten 2005’e kadar yayınlanan 12 romandan oluşuyor. Serinin dördüncü romanı Acts of War (1997), Suriye ve Irak arasında bir savaş çıkması için Kürt ayrılıkçılar tarafından yürütülen faaliyetleri anlatıyor.


Fransız bestseller yazarı, Jean-Christophe Grangé’ın kısa sürede ülkemizde kült yazar mertebesine erişmesindeki en önemli sebep, kuşkusuz Kurtlar İmparatorluğu (2003). Elbet Jean Reno’lu beyazperde uyarlaması da ülkemizde iyi sunuldu; sonuçta Grangé ülkemizde sadık bir hayran kitlesi edindi. Öyle ki bugün Türkiyeli okura polisiye denince sayacağı ilk isimlerden biri Agatha Christie ise, bir diğeri de Grangé’dır.


Bilindiği üzre ülkücü Türk mafyasının Paris’te işlediği kanlı cinayetler, psikolojik problemlerinin ardında şok edici bir gerçeğin saklı olduğunu keşfeden Parisli kadın kahramanımızın öyküsüyle çakışıyor; öykü giderek çetrefilleşip ülkemize akıyor, Kapadokya ve sonra Nemrut dağında çözümleniyor.


David Chacko’nun Jason Ender’i, yazarı gibi İstanbul’u mesken tutmuş bir casus. 2003’te Less Than a Shadow isimli macerasında İstanbul’da bir cinayeti araştırıyor. Amerikan casusu Dev bir labirenti andıran ilimize gelip mafyamızla dalaşıyor; Ortadoğu haritalarını değiştirecek denli büyük bir olayı tek başına hal yoluna koyuyor.


Ender serisinin ikincisinde kahramanımız, bu sefer Dicle Vadisi’nde dini bir ikonanın çevresini saran gizemi aydınlatmaya çalışır. (Peacock Angel , 2005) Bu sene yayınlanan Echo Five’da ise Afrika’ya yolu düşecektir.


Chacko’ya göre İstanbul nüfusuna oranla çok az şiddet olayının yaşandığı bir şehirdir. Yazarın bir diğer kahramanı Müfettiş Levent, Amerikan casusu Ender’e nazaran daha mütevazi bir konumda da olsa; soruşturduğu cinayetin ucu yine çetrefilli konulara dayanır. Kahramanımızın sır perdesini aralaması bazı kesimleri rahatsız edecektir. Chacko’nun (şimdilik tek) Müfettiş Levent romanı Graveyard Eyes (2006)


Robert Ludlum’un, sinema filmleri ile ünlenen kahramanı Jason Bourne’un da, beşinci macerasında yolu ülkemize düşer. Ludlum’un üç romanından sonra bayrağı devralan Eric van Lustbader, 2004 tarihli The Bourne Legacy’den üç yıl sonra kaleme aldığı The Bourne Betrayal’ın finalinde ünlü casusu ülkemize getiriyor.


2007 tarihli bir başka roman, Olen Steinhauer’in The Istanbul Variations’ı, soğuk savaş döneminde teröristler tarafından kaçırılıp İstanbul’a yönlenen bir uçağın, hedefine varamadan havada infilak etmesiyle açılıyor.

b. Polisiyede Tarihi Kurgu

Polisiye kurgusuna sahip tarihi romanların geçmişi çok eskilere dayanmaz. Polisiyenin altın çağında, - John Dickson Carr’a ait birkaç örnek dışında- bugün tarihi polisiye dediğimiz türde eserler verilmezdi. Şimdilerde polisiye olsun olmasın, tarihi kurgunun birçok örneği rahatlıkla okuyucu bulabiliyor, çoksatar (bestseller) roman formunda yayınlanıyor.


Barry Unsworth’u bir önceki yazımızda Pascali’nin Adası ile anmıştık. Yazarın bir sonraki romanı The Rage of the Vulture (1982) yine ülkemizde geçen bir tarihi kurgu. 1908 yılında aldığı görevle İstanbul’a gelen Robert Markham, ülkemizde ölmekte olan rejimin mağdurlarından biridir: 1896’daki Ermeni tehciri döneminde gözlerinin önünde tecavüze uğrayıp katledilmiş ilk nişanlısından, şimdiki ailesinin bile haberi yoktur. Markham arada geçen sürede evlenip bir de çocuk sahibi olmuştur; ama ailesiyle arasını bozmak pahasına, işkencecilerinin peşine düşüp intikam almaktan imtina etmeyecektir.


Eric Mayer ve Mary Reed’in karı-koca ortaklaşa yazdıkları Lord Chamberlain serisi, 6. yüzyıl’ın Konstantiniye’sini mekan olarak seçen One for Sorrow (1999) ile başlar. Bugün Seven for Joy ile yedinci kitabına ulaşmış serinin ana karakteri John the Eunuch, imparatorun baş mabeyincisi, Hristiyan mahkeme başkanı olmakla beraber, gizemli Mithra dinine bağlılığından vazgeçmemiş, ilginç bir karakter. İlk romanda bir cinayete kurban giden arkadaşının katilini bulma görevini üstlenir.


Son on yılın tarihi polisiye örnekleri içerisinde çok özel bir yere sahip, başarılı yan karakterleri ve kurgusu ile, bu ilk romanından başlayarak beğeni kazanmış bir seridir; türe eğilmek isteyen yayınevlerine tavsiye olunur.


Roderick Conway Morris’in Jem: Memoirs of an Ottoman Secret Agent (1988) Fatih Sultan Mehmet’in ölümünün ardından ağabeyi Beyazıt’a karşı taht hırsıyla ordu kuran Cem Sultan’ın öyküsünü anlatıyor. Uğradığı yenilgiden sonra kayıplara karışan Cem Sultan’ı bulma görevi, romanın ana kahramanı Kaptan Barak’a düşer.


Tarihi polisiye bölümünde ele alsak da, Michael Pearce’in Dead Man serisi aslında klasik polisiye şablonuna sadık kalan muamma romanlarıdır. 2004’te başlayıp bugüne değin yayınlanan beş Seymour macerası; yazarın 1988’de başladığı 16 kitaplık Mamur Zapt serisi gibi, yirminci yüzyılın başlarında geçer. Scotland Yard müfettişi Seymour, her macerada bir şehir, her şehirde bir ceset ile karşımıza çıkıyor.


2004’teki Trieste’den bir yıl sonra ikinci durak, İstanbul. A Dead Man in Istanbul, ülkemizde konsolosluk sekreteri olarak görev yapan Cunningham’ın Çanakkale boğazını yüzerek geçmeye çalışırken ölü bulunması ile açılıyor. Başında bir kurşun yarası ile bulunması, bölgede İngilizlerin askeri bir üs kurmak istemesine karşı bir eylem olarak yorumlanınca, Scotland Yard’dan Seymour’un yolu da İstanbul’a düşer.


İki Alman kadın yazarın, Malachy Hyde takma ismi altında beraber yazdıkları bir tarihi polisiye, Ölümün Sırrı / Didim Cinayeti adıyla dilimize çevrildi. Birinci yüzyılın Roma imparatorluğunda geçen öykü, ünlü komutam Marcus Antonius’un cinayete kurban gitmesiyle başlar.

III. Öne Çıkanlar

Lawrence Goodman

Lawrence Goodman (gerçek adıyla Benjamin G. Whitten), Marmara adalarında yaşayan Amerikalı yazarımız, Adalı yayınları tarafından İngilizce yayımlanan polisiye serisinde, adalarda yaşanan mizahi suç öyküleri anlatıyor. Sweet Confusion on the Princes' Islands (2005), özel bir okulda ders vermek üzere adalara gelen Amerikalı Ed Wilkie’nin başından geçenleri anlatıyor. Bir Tenten tiplemesi olduğu kapak resminden de açıkça gözüken kahramanımız, kekeme bir casus, azgın kokonolar, güzel Türk kızı Elif gibi renkli karakterlerle dolu, bir o kadar da tehlikeli bir karmaşanın içine düşüyor.


Serinin 2006’da basılan ikinci romanı Sour Grapes on the Princes' Islands İstanbul’a bir sinema filminin çekimleri için gelen Amerikalı bir aktörün boğazı kesilmiş bir halde bulunması ile açılıyor. Amatör çiftimiz Everett ve Lily Blum, olaya el atıp başlarını durduk yere belaya sokarlar. Craig Rice’ın son derece keyifli J. Malone polisiyelerindeki Justus çiftini, bilemediniz İnce Adam serisindeki Nick & Nora’yı anımsatan bir ikili; kesinlikle günümüze ait değil; yarım yüzyıl öncesine özgü bir tarzı hatırlatıyor.


A Grain of Salt on the Princes’ Islands’ta ülkemize gelen Amerikalı bu sefer (2007) kumarbaz Tod Perez’dir. Şansını tüketip Los Angeles’tan kaçmak zorunda kalmış; soluğu ömrünce hiç tanımadığı halasının yanında almıştır. Halası kendisine Türkiye’de hapiste ölmüş kocası Murat’tan bahseder. Kocasından kendisine kalan mirası kontrol etmek üzere İstanbul’a gelecektir. Halasının bu planını açıkladıktan sonraki ani ölümü, Tod’un mirasa konma hayaliyle ülkemize gelip, önceki romanlardan tanıdığımız tiplemeleri de içeren bir maceraya atılmasına neden olur.



Goodman’ın son polisiyesi Something Bitter on the Princes' Island bu sene yayınlandı. Bu sefer adada bir mağarada bulunan iki cesetle başlıyor roman. Mağarada Greko-Roman tarzında bir Afrodit heykelinin de ortaya çıkması işleri iyice karıştırıyor.


Adalı yazarımızın eserlerini dilimizde de okuyabilmeyi umuyoruz.

Barbara Nadel

1999’da başlayan Çetin İkmen külliyatı, ana kahramanı Türk olup, en başarılı olmuş, uzun soluklu polisiye serisi olma özelliğini taşıyor. İlk çıkışından bu yana her yıl bir romanla toplamda on adedi bulan serinin şimdilik dördü Oğlak yayınları tarafından dilimize çevrildi.


Çetin İkmen, Avrupa’da kullanılan “Türk gibi sigara içmek” deyimini haklı çıkaracak kadar sigara tiryakisi, ayrıca sıkı içici bir polis karakteri.


İlk roman Belşazzar’ın Kızı’nda Balat’ta cinayete kurban giden bir Yahudinin soruşturmasını üstlenen İkmen, İngiliz bir öğretmen, Nazi sempatizanı bir Alman, bir Rus ailesi derken giderek kabaran bir şüpheli listesinin içinden gerçek katili bulmak zorundadır. Bu arada karısı dokuzuncu çocuklarını doğurur, böylece günümüz polisiyesindeki en “Türk” karaktere kavuşmuş oluruz.


Esasen Nadel, Türkiye’de yaşayan ailesini sıklıkla ziyaret eden, romanlarında da Türkler hakkında bilinçli olumsuz yargılar taşımadığını gösteren bir kadın yazar. Yine de Oğlak yayınevi iç kapakta alıngan ve içli Türk okurunu uyarmayı ihmal etmemiş : “Bunların nihayet batılı birer polisiye yazarları ve kitapları olduğunu, yalnızca atmosferin İstanbul olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.”


Nadel, ikinci romanı Uyuşturucu Kafesi’nde bu sefer genç bir eroinman delikanlının cinayetini konu alır. İkmen, Topkapı sarayı civarında bir apartman dairesinde hapis tutulduğu anlaşılan gencin ölümü, daireyi ziyaret ettiği öğrenilen bir Ermeni’yi zan altına sokar. Çetin İkmen, hem çocukluk hem iş arkadaşı Ermeni doktor Arto ile gergin bir soruşturma yürütecektir.


Serinin üçüncü romanı Arabesk, Çetin İkmen’in izinli olduğu bir sırada çömezlerinden Komiser Süleyman’ın üstlendiği bir soruşturmayı anlatıyor. İstanbul’un popüler Arabesk şarkıcılarından Erol Urfa’nın sır gibi gizlediği karısı dairesinde ölü bulunur. Şarkıcı bebeğinin de kaçırıldığını öğrenince çılgına döner. Çetin İkmen evinden soruşturmaya katılınca, Süleyman ile klasik bir kafa ve bacaklar ikilisi oluştururlar.


Dördüncü roman Haliç’te Cinayet, (2002) bir Arnavut gencin cesedinin Haliç kıyılarına vurmasıyla başlar. Gencin ailesi İkmen’e yardımcı olmakta isteksiz davranınca, ana tarafından Arnavut kökenli olan kahramanımız çareyi kuzeni Samsun’dan yardım istemekte bulur.


Beşinci kitaba dek İstanbul’un Donna Leon’u olarak sunulan Nadel, Harem (2003) ile birlikte Michael Dibdin’le kıyaslanmaya başlıyor. Labirenti andıran ilimiz İstanbul’da cesedi bulunan kızcağız, İkmen’in kızının arkadaşıdır. Kurbanın annesine verdiği sözü tutamadan görevden alınan kahramanımız, bir sinema yıldızının kaçırılan karısını bulmakla görevlendirilir.



Petrified (2004), iki genç kızın kayıplara karışması ile açılıyor. İkmen, kızların kaybolmadan önceki son günlerini araştırırken, aile üyeleri tarafından verilen çelişkili cevaplarla yanlış yönlendirildiğinin farkına varır.


Nadel, tam zamanlı olarak yazarlığı meslek seçmeden evvel, okullarda psikoloji dersi vermiş; cinsel istismara uğramış gençlerin rehabilitasyonunu yürütmüşbir yazar. Romanlarında bu arka planı da rahatlıkla kullanıyor. Yedinci roman Deadly Web’te (2005) İkmen, uç cinsel deneyimlerden sonra intihar eden gençlerin arasındaki bağı araştırır. Roman Dagger ödülüne aday gösterilmişti.


2006 tarihli Dance with Death, İkmen’i İstanbul’dan Kapadokya’ya taşıyor. Ölümünden yirmi yıl sonra bir mağarada bulunan kadın cesedi, İkmen için çözümü hayli zor bir muammadır. Geçmişte işlenen cinayetleri konu alan klasik polisiyelerin bir çeşitlemesi.


Dokuzuncu roman A Passion for Killing’te İkmen bir halıcının cinayetinin gizemini çözmeye çalışır. Kurban, öldürüldüğünde Arabistanlı Lawrence’a ait olduğu düşünülen bir halının satışının arefesindedir. Öte yandan Komiser Süleyman da, İstanbul’da eşcinsel erkekleri öldüren bir seri katilin peşindedir.


Serinin şimdilik son romanı, bu yıl yayınlanan Pretty Dead Things. Çetin İkmen ile Komiser Süleyman’ın soruşturmaları yine kesişiyor. İkmen İstanbullu bir modacının eşinin kaybolmasını araştırırken, Süleyman da Karaköy’de bulunan bir iskelet vakası için görev başındadır.

Jason Goodwin

64 doğumlu İngiliz romancısı Jason Goodwin’in, Cambridge üniversitesinde Bizans tarihi üzerine yaptığı araştırmadan da esinlenerek, 2006’da kaleme aldığı The Janissary Tree, (Yeniçeri Ağacı) yazarına Edgar ödülünü kazandırdı. Osmanlı’nın son dönemini anlatan romanın kahramanı Yashim the Eunuch, yani Hadım Yashim’dir.


Merkez yayınevi çevirisindeki ismi ile Haremağası Yasin, 1836’da birbiri ardına işlenen cinayetleri araştırmak üzere Sultan II. Mahmut tarafından görevlendirilir. Soruşturma, yüzlerce yıl önemli siyasi güce sahip olup, on yıl kadar evvel feshedilmiş Yeniçerileri zan altında bırakacak yönde gelişir.


2007 tarihli The Snake Stone henüz Türkçe’ye çevrilmedi. 1830’da Kayıp Bizans altınlarının peşine düşen Fransız araştırmacı yerel yetkilileri şüpheye garkedince, konuyu araştırmak için Yasin’e görev verilir. Fransızın ölü bulunması, Yasin’i bir numaralı şüpheli konumunda bırakacaktır.


Yasin’in üçüncü macerası The Bellini Card ise, elinizdeki dergiyle aynı tarihlerde İngiltere’de yayımlanmış olacak.

Jenny White

Boston üniversitesi profesörü Jenny White’ı Türkiye üzerine yaptığı araştırmalardan tanıyoruz. Bizde Para ile Akraba / Kentsel Türkiye'de Kadın Emeği, Türkiye'de İslamcı Kitle Seferberliği gibi çevirileri yayınlanan bu araştırmalarına, şimdilerde AKP üzerine bir kitap ilave etmekle meşgul.


White, aynı zamanda iki yıldır Osmanlı’nın son döneminden bir Türk detektifin romanlarını yazıyor: Kamil Paşa. Karakterin ilk macerası The Sultan’s Seal (2006), İnkılap yayınları tarafından Sultan’ın Mührü ismiyle yayınlandı.


Boğazın sularına bırakılmış bir kadın cesedinin ensesinde Sultan’ın mührünü taşıması, sulh hakimi Kamil Paşa’nın bu hassas soruşturmayı üstlenmesine sebep olur. Kamil Paşa bu ölümle sekiz yıl evvel işlenmiş bir cinayetin arasındaki bağı keşfeder.


İkinci Kamil Paşa macerası The Abyssinian Proof (2007) antika kaçakçılığının gemi azıya aldığı zamanlarda, dörtyüz yıldır kayıp olduğu söylenen esrarlı bir kutu da bundan nasibini alır. Kamil Paşa, Hristiyan – Müslüman halklar arasında gerginliğin had safhaya ulaştığı bir ortamda bu kutsal emanetin peşine düşer.


Teşekkür

1902’den bu yana yayımlanan polisiyeler arasından ülkemizde geçenlerin bir dökümünü hazırlamak gibi zahmetli bir işte bana yardımlarını esirgemeyen Erol Üyepazarcı, Tülay Güneş Kılıç, Allen J. Hubin, Jess Nevins, Şeref Özsoy ve Irvin Cemil Schick'e sonsuz teşekkürler...

simple_format(@post.content, {},sanitize: false) sanitize @post.content -->

Kategori: Makaleler

Yorum yaz
mode_edit