menu

Şüphe - Michael Robotham

Yazan: A. Ömer Türkeş
Yayın Tarihi: November 19, 2011 11:35

“Şüphe”, 40’lı yaşlarını süren üst orta sınıftan eğitimli bir İngiliz erkeğinin kusursuz hayatının bir anda karabasana dönüşmesini anlatan heyecanlı bir polisiye-gerilim romanı. Kahramanımız Joseph, Londra’da yaşayan bir psikolog. İyi bir kariyer, güzel bir eş, sevimli bir kız çocuğu, bahçe içinde müstakil bir ev, saygın bir çevre, bu çevreye uygun sosyal aktiviteler… Sanal bir cennette gibiyiz. Ancak bu cennetin gerçekten de sanal, daha doğrusu fazlasıyla kırılgan olduğunu çok geçmeden anlayacağız. İşlenen bir cinayet için yardımı istenen Joseph için kurbanın yüzü tanıdıktır. Yıllar önce kadının tedavisi ile ilgilenmiş ve ardından kadın tarafından cinsel tacizle suçlanmıştır. Kadının, İçişleri bakanın yeğeni olması polisin seferberliğini hızlandırır. Bir takım deliller Joseph’i kuşkulu duruma sokacaktır.

Sevimsiz ve kaba polis müfettişinin soluğunu ensesinde hisseden Joseph, hastası Bobby’nin davranışlarından şüphelenir. Kendisini aklayan bir tanığın varlığı nedeniyle rahattır. Ama o tanığın hem güzel bir hayat kadını olması hem de benzeri bir cinayete kurban gitmesi işleri alt üst edecek, hakkında tutuklama kararı çıkarılan Joseph, bir anda tepe taklak olan steril hayatını savunmak için asıl katilin kimliğini bulmaya çalışacaktır.

Kariyerini, toplumsal mevkisini, evliliğini ve özgürlüğünü, kısacası kapitalist toplumda insanı insan yapan bütün özelliklerini yitirmek bir yana, yakalandığı Parkinson hastalığı nedeniyle sağlık sorunlarıyla da mücadele eden Joseph’in zamana karşı yarışını gündelik hayat ayrıntılarıyla birlikte işleyen Robotham, kahramanın ruhsal ve düşünsel süreçlerine derinlemesine nüfuz etmemizi sağlamış. Olaylar birkaç hafta içerisinde olup bitmekle birlikte, gerek cinayetlerin işleniş nedenlerinin dayandığı sosyal problemlerle gerek kahramanımızın ilk gençlik yıllarına uzanan hatıralarla, hikaye uzun bir tarihsel döneme yayılıyor. Her şeyi maceraya havale etmeyen böylesi bir anlatım tarzının polisiye kurguya önemli imkanlar sağladığını söyleyebilirim. Bir yandan merak duygusunu sürekli tutuyor öte yandan gerçeklik duygusunu pekiştiriyor.

Yine de, polisiye niyetiyle elime aldığım romanların bu denli hacimli olmasına hala alışamadığımı itiraf etmeliyim; hem zaman ayırma probleminden, hem uzayan hikayelerde gözlenen gerilim yitiminden. Bunda muhafazakarlığımın da etkisi olduğunu söylerseniz itiraz etmeyeceğim... Sonuçta, her ne kadar barındırdığı sosyal problemler ve psikolojik çözümlemelerle polisiyenin sınırlarını zorlasa bile, “Şüphe”nin –cinayetlerin işlendiği- ilk üç yüz sayfasını daha keyif verici buldum. Joseph’in polisten kaçıp katili kovaladığı son bölümlerde, katilin kimliğinin –açığa çıkmasa da- anlaşılmışlığının etkisiyle, tempo yükseleceğine azalıyor. Aslında temponun düşmesinden çok sinema ve televizyon dizilerinin alışılageldik kalıplarının kullanılmışlığından kaynaklanan bir yeknesaklık duygusuna kapılıyoruz.

Mandel’in, “polisiye romanın tarihini, edebi olmaktan çok toplumsal tarih içerisinde değerlendirmek gerekir” tesbitine katılmakla birlikte, uzun yıllar boyunca küçümsenen “Bestseller” tarzı polisiye-gerilim romanlarının bugün geldiği noktanın edebi açıdan da ilgiye değer olduğunu düşünüyorum. Azımsanmayacak miktarda “mekanik yazım” içermesine, bu “mekanik yazım”da yazarların roman satırlarını ve karakterleri sanki bir üretim bandı üze­rindeymiş gibi oluşturmasına, ayrıştırmasına ve yeniden oluşturmasına rağmen, üretim teknik açıdan giderek mükemmelleşiyor. Çalakalem yazılmış cümleler, gereksiz karakterler, işlevsiz ayrıntılar bulmak neredeyse imkansız. Okuyucusunu tanıyan, seçen ve beklentisine cevap veren bir edebi üretim tarzının çok satmasından daha doğal ne olabilir?

Yeni bir evre
Elbette bir edebi metnin tekniği kadar önemli diğer bir bileşeni daha var; polisiye de olsa, nasıl anlattığı kadar ne anlattığı da ilgilendiriyor bizi. Hikaye hiç şüphesiz günümüz Batı toplumuyla ilgili. İşte bu nedenle “Şüphe”yi –Mandel’in izinden giderek- burjuva ideolojisinin ve toplumsal ilişkilerinin evrimi içerisinde ele almak gerekir. İlişkileri açığa çıkarmak içinse kahramanın ve suçlunun kimliği ile tehdit altındaki değerlerin simgesel karşılıklarını işaretlemeliyiz.

Yukarıdaki belirttiğim bant üretimine dayalı popüler kültür endüstrisinde sıklıkla önümüze sürüldüğü gibi, “Şüphe”de de kötülük aileyi tehdit etmektedir. Ama sıradan, dar gelirli, “zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey olmayan” aileleri değil, Batı metropololünde kendine bir yer edinmiş, sistemin imkanlarından sonuna kadar yararlanan, kariyerli, yakışıklı, güçlü, güzel insanları. Onlar sistemin vaat edilmiş topraklarında yaşayan “seçilmişler”. Gerilim seçilmişlerle dışlanmışların karşılaşmasından doğuyor. Tehditin bizzat ailenin sığınağına, burjuvanın kalbine, yani evine yönelmesi ki Joseph’lerin evi havaya uçacaktır, 11 Eylül saldırıları kadar simgesel mahiyette. Anlıyoruz ki artık ülkeler arasında olduğu gibi zenginlerle yoksullar arasında metropol kentlerinde de aşılmaması gereken sınırlar var. “Şüphe”de ilk kaydedilmesi gereken toplumsal gerçeklik budur. Kent ve toplumsal hayat yarılmıştır.

Zengin ülkeler –iddia ettikleri demokratik sosyal hukuk devleti kimliklerinin pornografik teşhiri gereği- yoksullar için çözüm önerileri ve yardım paketleri sunmakta cömerttirler. Benzer cömertliğin kentler özelindeki karşılığı sosyal yardım kurumlarıdır. Sistemin yoksullara ilişkin çözümlerinin her iki durumda da nasıl çöktüğünü defalarca izledik. Ama aynı sistem her seferinde -asla radikal olmayan- bir özeleştiri ile kendini temizlemeyi bilmiştir; tıpkı “Şüphe” romanındaki gibi!.. Kötülüğün ortaya çıkışında insanların kaderleri üzerinde dilediği tasarrufta bulunan sistemin rol oynaması, böyle bir özeleştirinin parçası olarak okunmalıdır. Ama romanın sonunda görüyoruz ki seçilmişler özeleştiri yaparak aklanırlarken, dışlanmışlar psikopatlaşmış ruh halleriyle saldırgan bir canavara dönüşmüşler ve ölümü hak etmişlerdir.

Yukarıdaki tema ABD’nin Doğu seferlerinde kullandığı söylemle birebir örtüşmekle birlikte ben başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum; egemen ideolojinin Batılı toplumların içine işlemişliğine! Bu nedenle Michael Robotham’ı alt sınıflara karşı bir komplo teorisi üretmekle suçlamıyorum. Tersine, o içinde yaşadığı kültürün yarattığı zihniyet içerisinde üretmiş romanını. Muhtemelen iyi niyetli, hatta eleştirel bir perspektif olduğunu da düşünüyor. İşaret etmek istediğim tam da bu işte; giyim kuşamıyla, kullandığı eşyalarla, yüksek gelir seviyeleriyle kendisine “modern”lik sıfatı yakıştıranların modern olmayanların tahakküm altına alınabileceği ilişkin inancı, iyi-kötü karşıtlığıyla simgelenerek, popüler kültür içerisinde ve en çok da polisiye-gerilim türlerinde yeniden ve yeniden üretiliyor. Edebiyatta ya da sinemada söz konusu ideolojinin yeniden üretimini kolaylaştıran, bu ürünlerin giderek kusursuzlaşan teknikleridir.

<img class="alignleft" style="margin: 5px;" title="Ömer Türkeş" src="http://www.cinairoman.com/img/omerturkes.gif" alt="" width="98" height="124" />

Kategori: A. Ömer Türkeş Yazıları
Etiketler:
Şüphe
Michael Robotham

Yorum yaz
mode_edit

İLGİLİ KİTAPLAR

Nopic Nopic Nopic Nopic Nopic Nopic Nopic

İLGİLİ YAZARLAR

Nopic