menu

Uyuşturucu Kafesi
Orjinal Adı:
A Chemical Prison / The Ottoman Cage (2000)
Yazar:
Yayınevi:
Yayın Tarihi:
Çevirmen:
Grafik Tasarım:
-
Karakterler:
Sizin Puanınız:

Çocukluk arkadaşları olan polis müfettişi Çetin İkmen ve Adli Tıp'tan Dr. Arto Sarkisyan, dinleri ve maddi emniyetindeki işbirlikleriyle dostluklarını da peşiktirmiş örnek bir ikiliydiler. Ta ki, Topkapı Sarayı müzesi yakınlarındaki bir dairede yirmi yaşında bir delikanlı cesedi bulununcaya kadar. Ancak olay da çok tuhaftır: Ölmüş delikanlının eve girip çıktığını asla kimse görmemiştir. Hatta bu dairenin tek ziyaretçisi, Ermeni olduğu söylenen iyi giyimli, yalnız bir adamdır. Ceset, sürekli eroin aldığını gösteren iğne delikleriyle doludur. Dairenin pencereleri içerden kilitlenmiştir... Her şey, genç delikanlının "yaldızlı bir kafes"te tutulduğunu göstermektedir. Tarih ve şiddetle harmanlanmış bir şehrin sokaklarında nefes kesici bir yolculuk... Barbara Nadel, olağanüstü ve trajik polisiyeyi Belşazzar'ın Kızı'nan sonra bu kez şehrin uyuşturucu kapılarından içeri giriyor, yetenekli detektifi Çetin İkmen'le birlikte. Uyuşturucu Kafesi'nde Nadel, İstanbul'un azınlık, kültürel ve dinsel zenginlikleri arasında çok özel bir deliliğin psikolojini sunuyor... Sayısı daha da çoğalacak "Çetin İkmen Polisiyeleri"nin ikincisi.


Yorumlar


aksayan nokta
August 25, 2006 01:24

Barbara Nadel iyi bir polisiye yazarı ancak kitaplarını okurken hep aklıma takılan bir nokta var. Evet olaylar İstanbul'da geçiyor, kişiler çoğunlukla Türkler, yazar Türkiye'ye gelip araştırmalar yaparak yazıyormuş üstelik ama hep sanki kafasında çizdiği bizim bildiğimizden farklı bir Türkiye imajı var ve birtürlü bunu gerçeklere oturtamıyor. Ne kadar Türkiye'yi tanımak için çaba harcasa da bir yabancının bakışıyla durum tamamen farklı görünebiliyor. Kitabın başındaki yayıncının notunda belirtilen "isimlere veya Ermeni,Rum kökenli vatandaşlarımızın mesleklerine takılmayın, sonuçta bu bir kurgu"dan daha fazla aksayan birşeyler var hissine kapılıyorum hep.


November 19, 2019 17:03

200 sayfa kadar okuduktan sonra artık tahammül edemeyip sonunu okuyup bıraktım. çetin ikmen sıradan bir komiser, çirkin, kısa boylu, dokuz çocuklu bir adam. polisiye romanlarda ekzantrik karakterlere benzememesi iyi ancak roman çok karakter üzerinden anlatılınca bu sıradan komiseri de çok tanıyamıyoruz. roman çok ağır ilerliyor, bu durumda okuyucunun merak duygusu gittikçe pörsüyor. ben sevmedim.


Yorum yaz
mode_edit