menu

Kahvaltı günün en önemli öğünüdür, Watson!

Yazan: Tülay Güneş Kılıç
Yayın Tarihi: March 16, 2016 00:50

Zencefilli Greyfurt Kebabı

Greyfurt
(her bir greyfurt yarısı için)

* 1 çorba kaşığı esmer şeker

* 1/3 veya 1/2 çay kaşığı zencefil tozu

* 1 çay kaşığı bal

 

Greyfurtları ortadan ikiye bölün. Şeker ve zencefil tozunu iyice karıştırıp, meyvelerin üstüne serpiştirin. 1 çay kaşığı balı her bir yarımın üzerinde gezdirdikten sonra greyfurtları fırının üst gözüne koyun. 2-3 dakika, meyvelerin üstleri kızarana kadar tutun.

Sherlock Holmes hiçbir zaman bir gurme olarak tanınmak istemezdi ama genel inanışın aksine yemek konusunda çok da ilgisiz değildi, bilgisiz ise hiç değildi. Zaten Sherlock Holmes’un bir konu hakkında, bu her ne olursa olsun bilgisi olmadığını düşünmek abesle iştigal olur. Sırf yemek üzerine fazla konuşmuyor diye, veya Baskervillerin Köpeği’nde sarf ettiği; “Bir somun ekmek ve temiz bir gömlek, bir adam daha başka ne ister?” gibi cümlelerinden yola çıkarak Holmes’un sıradan bir damak tadı olduğunu söylersek Watson gibi yanılmakla kalmaz, büyük detektife haksızlık da yapmış oluruz.

Aslında Holmes tam bir gurme idi, öyle olmazsa Asil Bekâr’da meselenin çözümü için çağırdığı konuklarına çulluk, sülün, kaz ciğeri ezmesi ve antika şişeler içinde şaraplardan oluşan bir sofra hazırlatır mıydı? Veya Dörtlerin İmzası’nda, detektif Athelney Jones’a, yemeğe kalmasını önerirken; “Sadece akşam yemeğini bizimle yemeni isteyeceğim. Yarım saat içinde hazır olur. İstiridye ve ormantavuğu var, yanında çok zengin olmasa da, beyaz şarap çeşitleri. Watson, henüz aşçılık meziyetlerimi bilmiyorsun." der miydi?

Holmes için aldığı davalar her şeyden önce gelirdi. Sofrada iş konuşulmasına tahammül etmediği gibi, çoğu zaman öğünleri tümden atladığı da olurdu. Kadim dostu Watson, Norwood’lu İnşaatçı olayından bahsederken şöyle diyor: “Dostum kahvaltı etmedi. Bu da onun diğer tuhaflıklarından biriydi, olayların en ateşli zamanlarında yemekten uzak durur, güçsüzlükten baygın düşene kadar acı gücünden şüphe etmezdi. "Şu anda yemek ve sindirim için enerji harcayacak durumda değilim," diye cevap verirdi, bir doktor olarak tavsiyelerime kulak asmayarak. Bu yüzden birlikte Norwood'a hareket etmek için evden ayrıldığımızda, sabah kahvaltısına dokunmadığını görmek beni şaşırtmamıştı.”

Watson anıları arasından bir başka seferi, Beş Portakal Çekirdeği meselesi ile cebelleşmelerini hatırlıyor: “Bütün gün kendi işlerimle uğraştım ve ancak akşam geç vakitte Baker Sokağı'na dönebildim. Sherlock Holmes henüz gelmemişti. Eve girdiğinde ise saat ona geliyordu. Solgun ve yıpranmış görünüyordu. Dolaptan bir parça ekmek çıkararak oburca yuttu ve bol bol su içti.
"Açsın galiba," dedim.
"Hem de kurt gibi. Bütün gün aklıma bile gelmedi. Kahvaltıdan beri hiçbir şey yemedim."
"Hiçbir şey mi?"
"Bir parça bile. Yemeği düşünecek vaktim olmadı."

Aslında Holmes ile Watson’un yemek pişirme konusunda kafalarını yormalarına hiç gerek yoktu. Ev sahibeleri Bayan Hudson, evi temiz tutup üç öğün yemek pişirdiği gibi dertlerine çare arayan sayısız ziyaretçiyi kapıda karşılayıp yukarıya, Holmes’un yanına çıkarırdı. Tuhaf davranışlarına alışkın olduğu kiracılarının beklenmedik saatlerde yiyecek istemelerine alışkındı, zaten Baker Sokağı 221B numaralı evin mutfağı, son anda yemeğe kalan konuklar ve her türlü ani isteği ziyadesiyle memnun edecek kapasiteydi.

Diyelim Holmes kahvaltısını sabah 7’de edeceğini söyledi, Bayan Hudson bundan en az iki saat önce kalkar. Ekmeği mayalar, bir tarafa kabartmaya bırakır. Sonra kömür fırınını baştan aşağı siler, odun ve kömürü taşır, ateşi yakar. Gerçi o dönem Londra’da gaz fırınları yok değildi ama kiracılarının ödediği ‘cömert’ miktara rağmen Bayan Hudson’un bu yeniliğe para ayırdığını sanmıyoruz. Her an patlamaya hazır, sabit yağ fırınlarına ise Holmes’un hiç sıcak yaklaşmadığına emin olabiliriz.

Bayan Hudson ateş yavaş yavaş harlanırken, çaydanlığı çalkalar, kaynatmak üzere yeni su koyar. Fırının düzgün pişirmesi için biraz zaman geçmesi gerekmektedir. Hamarat kadın bu bekleme süresini boşa geçirmez. Bir koşu kahvaltı odasına çıkar, ortalığı siler süpürür, toz alır, paspasları çırpar. Tüm bunları henüz gün ağarmadan yapar ki, maazallah ya o merdivenleri süpürürken Müfettiş Lestrade çıka gelse? Yıllarca kalbinde taşıyacağı ağır bir utanca mahal vermemek için , kargalar bile gözlerini açmadan uyanmak şüphesiz ki en doğrusu.

Bayan Hudson tüm bu hazırlıkları yapadursun, nihayet Holmes veya Watson, artık hangisi erken kalkmışsa zili çalıp kahvaltıyı ister. Bu genelde Holmes olur ama bayan Hudson çok iyi bilir ki; eğer kahvaltısı zamanında hazırlanmamışsa Watson asabileşir: “O sabah her zamankinden daha erken kalkmış ve Sherlock Holmes'u hâlâ kahvaltısını yaparken yakalamıştım. Ev sahibesi, geç kalkma huyumu çok iyi bildiğinden dolayı, sofrada, benim için kahvaltı hazırlanmamıştı. Anlamsız bir huysuzlukla zili çaldım ve ters bir şekilde kahvaltıya hazır olduğumu söyledim.” Halbuki Bayan Hudson, Kızıl Soruşturma’yla meşgul olan kiracılarıyla daha yeni tanışmıştır, ne bilsin huylarını sularını kadıncağız.

Kahvaltı masasını topladıktan sonra Holmes’e gelen – çok nadir de olsa bazen de Watson’a- bitmez tükenmez ziyaretçilerin kapı çalışlarına cevap verir. Kadıncağız daha nefes almaya fırsat bulamadan, bu sefer de öğlen ve akşam yemeklerinin hazırlıklarına başlar. Gerçi Holmes, genelde akşam yemeklerini dışarıda yer, Watson ise askerlik anılarını paylaştığı kulüptedir çoğu zaman.

Kahvaltı Holmes ve sevgili dostu için günün en önemli öğünüdür. Holmes uzmanı, gastronom John Bennett Shaw, oturmuş saymış: Sherlock maceralarında 73 kez kahvaltının bahsi geçmişken, öğlen yemeği 30, akşam çayı 3 ve 58 kere de akşam yemeğinin sözü ediliyor.

Kahvaltıların belirli bir saati olmadığı gibi, çoğunda bir şeyler yenildiği bile şüphelidir. Belki biraz tost ve kahve.  Zaten gecenin geç yarılarına kadar süren takipleri yüzünden Sherlock sabahları geç kalkar, bazen de hiç uyumaz. Veya o sıralar artık hangi davayı almışsa, onun üzerine (veya Irene Adler hakkında, kimbilir) koltuğunda öylesine derin düşüncelere dalmıştır ki, Watson kahvaltıya indiğinde onu kesif bir sigara dumanı altında, gözlerinin altında koyu halkalar, koltuğunun çevresindeki halı, sigara izmaritleri ve sabah gazeteleriyle dolu bulur.

Bazen de Watson uyandığında Sherlock çoktan kahvaltısını yapmış, çıkmıştır bile. Watson bunu masanın üzerindeki ekmek ve yumurta kırıntılarından anlar. Yumurta Viktorya Çağı’nın olmazsa olmaz yiyeceklerdendir ve Bayan Hudson da doğrusu bunu mükemmel bir şekilde pişirir. Kara Peter Vakası’nda "Gerçekten özür dilemeliyim, Hopkins," der Sherlock Holmes; "Korkarım çırpılmış yumurtalarımız soğudu. Her neyse, kahvaltının geri kalanını yine de afiyetle yiyeceksin, öyle değil mi? Sonuçta vakayı mükemmel bir şekilde çözdüğünü düşününce..."

Gelin, bir bahar günü, soğuk bir sabah vaktinde, Bay Sherlok Holmes ile Doktor John H. Watson’a, Baker Sokağı 221 B no.lu evlerinin oturma odasında hazırlanmış kahvaltı sofrasında katılalım. Kül rengi evlerin arasından akan yoğun sisin koyu sarı dumanları yüzünden, karşı evlerin pencereleri ancak cisimsiz karaltılar halinde görülebiliyor. Havagazı lambası, henüz toplanmamış masanın üzerindeki örtünün ve porselenlerin üzerinde parlıyor. Holmes her zamanki gibi kahvaltı öncesi piposunu tüttürüyor. Watson’un okul arkadaşı, Phelps de kahvaltıya davetlidir.

Phelps’in Kayıp Antlaşma ile ilgili büyük bir problemi vardır. Öyle ki derdinden yataklara düşmüştür, gücünü biraz topladığında hemen arkadaşı Watson aracığılıyla Sherlock’tan yardım istemiştir. Watson’un ağzından dinleyelim:
Kahvaltı sofrası hazırlandı ve tam da zili çalmak için uzandığım sırada, Bayan Hudson kahve ve çayla odaya girdi. Bir kaç dakika sonra da kapaklı üç tabakla geri döndü ve üçümüz de - Holmes açlıktan kudurmuş, ben meraklı ve Phelps de depresyonun eşiğinde üzgün bir şekilde - sofraya oturduk.
"Bayan Hudson bizim için erken uyandı," dedi Holmes, kapağını kaldırarak baharatlı tavukla dolu bir tabağı ortaya çıkararak. "Yemek yapma konusunda çok yaratıcı değildir, ama bir İskoç olarak nefis kahvaltı hazırlıyor doğrusu. Senin tabağında ne var Watson?"
"Jambonlu yumurta," diye cevap verdim.
"Güzel! Ne yiyeceksiniz Bay Phelps - baharatlı tavuk mu,yumurta mı, yoksa kendi tabağındakileri mi?"
"Teşekkür ederim. Hiçbir şey yiyebileceğimi sanmıyorum," dedi Phelps.
"Ah, hadi ama! Önündeki tabakta ne olduğuna bir bakın."
"Teşekkür ederim, bir şey yememeyi tercih ederim."
"Pekala," dedi Holmes, yüzünde yaramaz bir ifadeyle, "eminim bana bir şeyler vermeye itiraz etmezsiniz, değil mi?"
Phelps, Holmes'un isteğine boyun eğip tabağının kapağını kaldırırken birden çığlık atmaya başladı. Yüzü, en az bakakaldığı tabak kadar beyaz bir halde olduğu yerde oturdu.

Ah , Sherlock için kendini beğenmiş, soğuk nevalenin teki diyenler utansın. Halbuki ne kadar da muzip biridir o!..

Kaynak:
Julia Carlson Rosenblatt -  Dining with Sherlock Holmes : A Baker Street Cookbook
Arthur Conan Doyle - Bütün Eserleri

Kategori: Polisiye ve Yemek
Etiketler:
Arthur Conan Doyle

Yorum yaz
mode_edit

İLGİLİ YAZARLAR

Nopic