Cinai::Topluluk

Unsplashed background img 1


Yorumlar

comment
May 11, 2021 22:20
Ekin Açıkgöz, Lontano adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentGrange Toparlamaya Başlamış ama kitap bitmiyor

    Aile bireyleriyle ilgili sürprizler, vahşice işlenen cinayetler, tuhaf cinsel eğilimler, kesmeli biçmeli tıbbi gerilim, kayıp organlar... Tüm unsurlarıyla eksiksiz bir Grange romanı.

    Eski romanlarına kıyasla tek temel fark şu: "Aaa ablammış!" "Yok artık, babası mıymış?" filan gibi Yeşilcam sürprizlerini Lontano'da yaşamıyoruz. Çünkü en başından aileyi veri olarak bize sunuyor bu sefer. Aile olduklarını zaten biliyoruz :)

    Grange'nin en sevdiğim özelliği harika betimlemeler yapması. İster balta girmemiş orman gibi tamamen doğal bir mekan olsun, isterse nükleer santral gibi ileri mühendislik yapısı bir bina olsun. Hep mükemmel tasvir eder, insanın gözünde canlandırır. Bu bakımdan Lontano da istisna değil. Yahu o savaş gemisi ne şahane anlatılmıştı! Ve diğer mekanlar...

    Grange'nin ilk romanları çok iyiydi. 5-6'dan sonra sıkıcı olmaya, tekrara düşmeye başlamışlardı. Okur heyacanını kaybeder gibiydi. Lontano bu bakımdan Grange'nin toparlandığı bir roman olmuş. Sürükleyici kurgusu heyecanla okunuyor. Fakat sonu benim için kötü bir sürpriz oldu. Meğerse Lontano bitmiyormuş! Devamı varmış. Şok. Daha önce hiç böyle bir Grange ile karşılaşmadım. Kim bilir ne zaman okuruz devamını? Unutmayız inşallah olayları.

comment
May 11, 2021 21:30
Ekin Açıkgöz, Yargıç adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentTüm jüri çok sevdi

    2019 Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı ödülü adaylarındandı. Kıl payı birinciliği kaçırdı. Tüm jüri tarafından çok sevildi.

    Günay'ın Türkçesi çok temiz. Bu bile okur için başlı başına mutluluk!

    Seri katil teması benim özellikle sevdiğim bir tema değildir. Şiir okuru da sayılmam. Buna rağmen büyük keyifle okuduğum bir roman oldu. Çünkü çok heyecanlı bir kitap, tam bir 'page-turner'. Kurguyu çok beğendim. Tüm sorular cevabını buldu.

    Tek bir yere kafam takıldı: Kitabın ismi neden 'Yargıç' olmuş? 'Bahçıvan' olsaymış diye düşündüm. Yayınevi zorlamıştır belki diye düşünüyorum. Yayınevleri bazen çok yanlış işler yapıyorlar.

    Günay Gafur'u okumaya devam etmeliyiz!

comment
May 11, 2021 21:12
Ekin Açıkgöz, Nigahdar adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentYazarın anlatmak istedikleri var

    Başak Sayan sadece polisiye yazmıyor; bize anlatmak istediği bir dünya görüşü, bir mesajı var. Tasavvuf teması benim favori temam değilse de, yazarın okura vermek istediği bir şeyler olması bakımından bu kitabı kıymetli buluyorum.

    Çok, çeşitli ve derinlikli araştırmalar yapılmış. Çok sayıda enteresan bilgi ediniyoruz okurken. Fakat yer yer üzerime bilgi yığıldı gibi hissettim. Yani demek istediğim, derin devletten DEAŞ'a, zerdüştlükten mültecilere, LGBT'den arap baharına, akla gelebilecek tüm gündemlerin tek bir kitaba konu edilmesi beni okurken yordu.

    Bu arada konu ilgi alanıma girdiği için bir dipnotum var: Glock 37 10+1 fişek alıyor, şarjör 10, namlu 1. Şarjörde 11 olmaz :) O kadarı da nazar kestirsin diyelim.

comment
May 11, 2021 20:31
Ekin Açıkgöz, İçimde Ölen Biri Var adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentAynı fikri üç yıl önce dergide okumuştum

    Fazla uzun yazmayacağım:

    1) Redaksiyon bakımından eksikleri var. 'Enver-Evren' ve 'Faruk-Furkan' karışıklığı kitabın geneline yayılmış. Dilbilgisi hataları ve -de eklerindeki yazım yanlışları redaksiyon istiyor.

    2) Komiser ve ekibinin birbirleriyle olan ilişkisinden hoşlandım. Bu kısımların iyi yazıldığını düşündüm.

    3) Kitabın sonuna kadar bir kurgu getirilmeye çalışıldı; ve fakat Lost'un son sezonu misali, 'her şey meğerse rüyaymış, aslında hepimiz romandaymışız, biz aslında ölüymüşüz' minvalinde küt diye bitirildi. Yani, kitabın sonu yok. Polisiyeyi polisiye yapan soruların kurgunun sonunda cevaplanmasıdır. Maalesef hiçbir soru cevaplanmadı.

    4) Kitabın polisiye bakımından enteresan tarafı; Golyat hikayesine görderme yapmak üzere, sapanla galyum atılarak işlenen kapalı oda cinayetiydi. Bu cinayet yönteminin hakikaten çok orijinal bir fikir olduğunu düşünüyorum. Fakat Golyat hikayesine görderme yapmak üzere, sapanla galyum atılarak işlenen kapalı oda cinayetini ben 2016 yılında 221B Dergi'nin 2. sayısında, 'Okurdan Gelen' köşesinde Yusuf BALDEMİR isimli 1992 Şanlıurfa doğumlu, Beykent Mimarlık öğrencisi yazarın 'Kilitli Odadaki Golyat' isimli öyküsünde okumuştum.

    5) Kitabın kapağına bayıldım.

comment
May 11, 2021 20:03
Ekin Açıkgöz, Çarpışma adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentHeyecanlı fakat çocuk tacizi kısmını daha derinlikli işleyebilirdi

    2019 Yılı Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı adayları arasında yer alıyor. Aynı yılın adayları arasında bir tane 'kadına şiddet' temalı, iki tane de 'çocuk tacizi' temalı aday vardı. Bu da 'çocuk tacizi' temalı romanlardan.

    Düşüncelerimi iki grupta toplayarak yazıyorum:

    (-)

    1) 'Çocuk tacizi' son derece hassas ve ciddi bir konu. Bu bakımdan bu kitap daha derinlikli yazılabilirdi diye düşünüyorum. İşin aksiyon tarafına daha çok yoğunlaşılmış.

    2) Kurguyla ilgili kafama takılan bazı hususlar var:
    SPOILER ---
    a) Bir şifrenin kaç karakterden oluştuğunu manuel deneyerek bulmak imkan dahilinde değildir - bilgisayarla dahi şifre kırmak da bu yüzden çok uzun sürer.
    b) Çocuğun yoğun bakımdan çıkmamasının kadının suçsuzluğunu ispatlamasını anlamlı bulmadım.
    c) Adamın kullanmadığı evde neden yemek yapılıyor, çamaşır yıkanıyor; aklıma takıldı.
    d) Gece kulübünde gördüğü ve sorarak polis olduğunu teyit ettirdiği Murat ile kendi evinde karşılaşan Haşim Murat’ı neden tanımadı? Hem de polis tarafından izlendiğine, polisin evine sahte delil yerleştireceğine dair uyarıldıktan hemen sonra?
    e) Şule'nin psikozlu kötü karakter gibi gösterildikten sonra ideal kadına evrilmesini yadırgadım.
    SPOILER ----

    3) Kitabın isminin neden 'Çarpışma' olduğunu anlamadım.

    (+)

    4) Hızlı ve okuyucuyu peşinden sürükleyen bir akış var, rahat ve zevkle okunuyor. Okuyucuda yarattığı heyecan bakımından başarılı olduğunu söylemek lazım.

    5) Pskiyatrik hastalıklarla ilgili araştırmalar yapılarak yazılmış olmasını önemli buluyorum.

    6) "Çocuklar ve iyilik" ile ilgili bazı çok güzel, akılcı ve etkileyici sözler var. Bunlar çok hoşuma gitti.

comment
May 11, 2021 19:26
Ekin Açıkgöz, Ölülere Güvenme adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentAh Keşke Amerika'da Geçmeseydi

    (+)

    1) İyi ve derinlikli kurgusuyla aday romanlar arasında öne çıktı. 140. sayfada olayı çözdüğümü sandım, çözememişim. Beni şaşırtmayı başardı. Güzel bir 'twist' yakalamış. İki ayrı son ile kitabın sonunu da başarılı buldum.

    2) Savcının isminin Carr olması (eğer bir tesadüf değilse ve kasıtlı seçildiyse) hoş bir gönderme olmuş.

    (-)

    3) Kullanılan sözcüklerin doğru anlamda kullanılmadığı durumlar var: Sürgü/namlu, karbon/barut vs. gibi. İlaveten tremor ve svastika gibi Türkçe karşılığı olan sözcüklerin İngilizce versiyonlarının kullanılması dili zayıflatıyor. 'Tabii'nin tek i ile yazılması da cabası. Fakat bu da Paradigma yayınlarında ilk kez rastlanan bir durum değil. (Benim de bir öyküm yayınlandı Paradigma derlemesinde. 'Tabii;'lerim 'tabi' olarak değiştirilmiş. Tekrar düzelttim, fakat bu düzeltmem de dikkate alınmamış maalesef. Benim öyküm de tek i'li tabi'ler ile yayınlandı. Kısmet diyelim :) )

    4) Bu romanla ilgili en temel soru(n) şu: Bu roman neden ABD'de geçiyor?

    Anladığım kadarıyla Süleyman Baş daha önce Houston'da bulunmuş. Oradaki deneyimlerini anlatmak istemesini de doğal buluyorum. Ve fakat, keşke o zaman Texas hikayeye bir katkıda bulunsaydı... Tamamen Türk karakterlerden oluşan, Türk kültürü ve ahlak anlayışı paralelinde bir hikaye! Texas'ı Bursa diye değiştirsek hayatımızda hiçbir şey değişmez.

    Kendi sorumu kendim cevaplayayım: Hikayenin ABD'de geçmesinin en temel sebebi, jürili bir Amerikan mahkemesi sahnesinin kurgulanmak istenmesi! Holywood filmlerindeki "İtiraz ediyorum Sayın Yargıç!" vs... Öykünün matematiğinin Amerikan mahkemesinin süreç akışıyla daha kolay kurgulanacağı ve anlatılacağı düşünülmüş.

    Ah sevgili kardeşim Süleyman Baş, keşke bu öyküyü hiç Amerika'da geçirmeseydin! Harika bir şey çıkabilirdi... Bu romanın bir de Türkiye'de geçen versiyonunu yazsan keşke!

comment
May 11, 2021 18:41
Ekin Açıkgöz, Mantolu Kadın adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentKadına şiddet teması

    2019 Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı adaylarındandır.

    Zevkle okudum. İlk yarısına kıyasla kitabın ikinci yarısında tempo daha hızlıydı. İkinci yarısında aldığım keyif arttı.

    'Antika' Başkomiser Aydın'ın yarattığı 'cosy' atmosferden çok hoşlandım. Dolabının içindeki kıyafetleri bugün bile gözümün önünde! Fakat Başkomiser Aydın'ın düğümün çözümüne katkısı nispeten az oldu.

    Nitekim bu kitabın dikkat çekici özelliklerinden birisi bu. Sahneler akılda kalıyor. Mantolu kadının topuklu ayakkabısıyla asansöre binişi, asansörden inişi de gözümün önünde.

    Birbirine yoldaş olan kadınlar beni etkiledi. Elçin Poyraz bu romanıyla kadına şiddet konusuna dikkat çekiyor ve konuyu gerçekçi bir şekilde işliyor.

comment
May 11, 2021 18:18
Ekin Açıkgöz, Şeytan Köprüsü adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentÖzensizlik Çok Üzdü

    Kitap için söyleyebileceğim iyi-orta şeyleri listeyeyim:

    1) Bu romanı okumaya başladığımda polisiye mi fantazya mı emin olamadım. Fakat polisiye öğeler sonuna kadar eksiksiz devam ettiği için polisiyedir diyebiliyorum. Fantazya-polisiye gibi bir janr düşünebiliriz.

    2) Kitabın Kahta’da geçmesinden hoşlandım. Arkadaki hikayeden de hoşlandım. Anadolu uygarlıklarına, dine ve pagan inanışlara dair göndermeleri sevdim. Ama SSCB göndermesinden itibaren aktarılan bilgilerin doğruluğundan, araştırmanın yeterli olup olmadığından şüphe duymaya başladım. Vakai Hayriye doğru mu anlatılmış? Teyide muhtaç. Misal, Padişah’ın hangi Padişah olduğu yazmıyor.

    Gelelim eleştirilere:

    3) SSCB göndermesi nedir diyenler için: 2000 yılında 75 olan bir insan 25 doğumludur, lisedeyken 1940’tır. Sovyetler Birliği o dönemde çökmez, yükselir. Eğer o dönemde oradan kaçıp Ermenistan’da antika satanlara dair bir hikayeler biliniyorsa bunlar Rus asilzadelerin bolşeviklerden kaçışı olabilir, ama o da 20 yıl önce olmalı. Karakterin yaşı tutmuyor.

    4) İlçenin taşrasındaki dağ başında, izole yazlık kulübede cinayet işlenirse polis değil jandarma gelir. Bunu bilmiyorsak veya mantıklı bir açıklamayla izah edemiyorsak polisiye yazıyoruz demeyelim.

    5) Kurgu bakımından ilk 90 sayfası iyi gidiyordu sonra birden yoldan çıktı. Mantık dışı araba kovalamaca sahnesi işin tuzu biberi oldu. Kahtanın ara sokakları adeta oldu Los Angeles...

    6) Cevapsız sorular: Erkan neden öldürüldü? Karısı çocuğunun kaçırılmasına ne gerek vardı? Murat ne zaman nasıl öldü? Nuri araba kazasından nasıl kurtuldu? Tekkenin yeni müritlerinin Adıyaman'da yaptıkları karışık yazılmış. Kim ne yapıyor, kim kaçırdı, kim öldü, kim öldürüldü, kim evi yaktı?

    Gelelim AĞIR eleştirilere:

    Kitabın ciddi bir redaksiyona ihtiyacı var. Cümle düşüklükleri, nesne eylem uyumsuzlukları, ‘ölü cesetler’ ve ‘dikkatle kulak kabartmışlardı’ gibi kullanım hataları pek çok. İlaveten tapaj hataları var. Daha ötesi isimler sürekli birbirine karışıyor, Cemil-Selim oluyor, Cafer-Serkan oluyor, Kenan olması gereken Yakup, Yakup olması gereken Kenan oluyor...

    Çok özensiz bir metin. Burada 'yayınevinin editörlük hizmeti yokmuş' gibi bir bahane de bunu hoş gösteremez. Çünkü bu kadar özensiz metin ne okurun karşısına çıkartılır ne de editörün. Biz editöre dosya göndermeden önce defalarca okuyoruz, aman içinde yanlış olmasın diye.

    Romanın içinde 'Bekle(t)meden' diye ibare gördüm. Tweet mi, edebiyat eseri mi?

    Vakai Hayriye'nin 'flashback' yöntemiyle anlatıldığı ve profesörün gözünden anlatıldığı iki ayrı yer var 52-53. sayfalar ve 120-121. sayfalar. Hayatımda hiç böyle bir şey görmedim! Metinler birebir aynı! (Birebir aynı görünmesin diye arada iki kelime değiştirilmiş.) Bir yazarın böyle kolaya kaçıp 'copy-paste' yapması okura saygısızlıktır.

comment
May 11, 2021 16:51
Ekin Açıkgöz, Ses ve Sus adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentSiyasi Polisiye

    Fakat bu romanını okumakta zorlandığımı itiraf edeyim. Roman sanki iki ayrı yazar tarafından iki ayrı üslupta yazılmış gibi hissettim: Birincisi, gazeteci kökenli yazarlarda sıklıkla gördüğümüz, imgelerden, betimlemelerden ve edebi sanatlardan yararlanmadan, olayları arka arkaya anlatan tarzda. İkicisi ise neredeyse Hasan Ali Toptaş dili gibi ağır ve imgeleri anlaşılması zor bir dil. Enteresan olan, birbirine tamamen zıt bu iki tarz arasında yumuşak geçiş olmaması. Bölümlerin bazıları birinci tarzda, bazıları ikinci tarzda yazılmış.

    Kitabı bitirdikten çok sonra öğrendiğim üzere, karakterler ve öykü aslında bir önceki romandan devam ediyormuş. Sanırım bu sebepten olsa gerek, ben öykü akışını da tam olarak anlayamadım. Romanın sonu dahil. Misal, kızın sevgilisinin işkence ile öldürülmüş olması hususunun bir yere bağlanacağını zannettim fakat bağlanmadı. Avukatı kim neden öldürmüş, cevabını bulamadım. Hizbullahçıların konuyla ilgisini de çözemedim. Demek ki hepsi önceki kitaba bir göndermeymiş diye düşünüyorum şimdi.

    Bu kitap 2019 Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı adayları arasındaydı. Adaylar arasındaki tek siyasi polisiye romandı. Evet, Ses ve Sus siyasi bir roman. Adnan Gerger'in anlatmak istediği bir derdi, bir davası var.

comment
May 11, 2021 16:28
Ekin Açıkgöz, 21. Yaş adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentFANTEZİ BİR İSTİHBARAT DÜNYASI

    Roman 300. sayfaya kadar makul bir 'police procedural' olarak olarak geldi, 300’den sonra koptu gitti...

    Mehmet Koçyiğit’in istihbarat dünyası, gerçek istihbarat dünyasından ziyade fantazi dünyasına yakın. Bakınız: Misal, Oğuz KGB’denmiş. Halbuki bu kitabın geçtiği dönemde KGB çoktan tarihe karışmıştı. Bozuk Bozkır denen Türk oluşumunun tüm dünya ülkelerinden elemanı mı varmış? 'Dünya Türk olsun' gibi bir şey mi? İstihbarat teşkilatlarının bir amacı olur. Bozuk Bozkır’ın amacı neymiş? 'Kapan' nedir anlamadım. Beyin nasıl siliniyormuş?

    Kitabın Türkçesi temiz fakat devrik cümle yapısı okumayı zorlaştıracak bir tekrar içinde: Onu öyle yapmıştı komiser, bunu böyle etmişti komiser... gibi.

    Teorisi üzerinde az düşünülmüş bir kurgu var: Bildiği her şeyi unutmuş olmasına rağmen mevcut hayatında hiçbir boşluk olmayan; ailesi,hayatı, geçmişi, kariyeri olan bir karakter... Doğum gününde kaçırılan kız iki hafta içinde süper ajan oluyor ve vs. Ayrıca kitabın sonu da hiç olmadı.

    Son bir soru: Kitaptaki uzunluk ölçüsü neden inç?

comment
May 11, 2021 16:04
Ekin Açıkgöz, Park Cinayetleri adlı kitaba yorum yazdı.
  • commenther zamanki gibi çok eğlenceli

    Bu kitap 2019 Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı adayları arasındaydı ve en beğenilenlerden oldu. Poyabir sitesindeki kitap tanıtımı için hazırladığım tanıtım yazısını aşağıya yapıştıracağım.

    İlaveten, 221B Dergi'deki 'Polisiyenin Ölümsüz Silahları' isimli köşemde, derginin 25. Sayısında (Polisiye Eserlerde Dedektifin Evrimi) Metin Çakır'ın ünlü silahı 'Falçata'yı incelediğim, bu vesileyle tüm Metin Çakır serisini anlattığım ve Yazar Armağan Tunaboylu ile kısa bir röportaj yaptığım yazımı da okuyabilirsiniz.

    "...
    Tatilden dönen Metin, ‘mahalle’ye giderken kendini Gezi Parkı olaylarının ortasında buluveriyor…
    Metin kim mi? Aa, Metin Çakır’ı tanımıyor musunuz? O zaman tanıştıralım efendim: Metin Çakır, Armağan Tunaboylu'nun yarattığı sıra dışı polisiye kahramanı. Beyoğlu’nda bir yerlerde, ismi açık edilmeyen ‘mahalle’sinde yaşıyor. Ekmek teknesini burada yüzdürüyor. Kendisi bir ticaret erbabı, bir kadın satıcısı. Üstüne üstlük yalancı, sahtekâr, korkak ve küfürbaz! Fakat bir o kadar da ‘içimizden biri’. Çoğumuz gibi zorda kalınca güçlü olana yaltaklanıyor, korktuğunda altına kaçırıyor, iyilik gördüğünde duygusallaşıyor, ağlamaktan çekinmiyor. Metin Çakır’ın kendi anlattığı maceralarını okurken eğlenmemek imkânsız. Çünkü son derece fırlama ve komik!

    Aile kurma hayaliyle meslekten emekli olmuşken başladığı ilk macerasında dedektifliğe soyunmak zorunda kalan Metin, o gün bu gündür ne kadın pazarlamayı ne dedektifliği bırakabildi. Her romanda başı benzer şekilde derde girdi; kendini temize çıkarmak için katili aradı durdu. Çizgisini hiç bozmadı; parlak gömlekten, rugan ayakkabıdan, argosundan ve falçatasından ödün vermedi.
    Bu yazının yazıldığı tarihe kadar Metin Çakır’ın beş macerası yazıldı. 2019 yılında yayınlanan ‘Park Cinayetleri’ bunların sonuncusu. Malumunuz; Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Roman Ödülü, serilere değil, münferiden romana verilir. Dolayısıyla; her ne kadar ‘Park Cinayetleri’ bir serinin parçasıysa da, Kristal Kelepçe Jürisi tarafından müstakil bir kitap olarak okundu. Süreç boyunca okuma zevkinden kayıp yaşatmayarak puan topladı. Metin Çakır ile ilk kez tanışan jürilerimiz, “Bu ne şimdi, önceki hikâye devam mı ediyor?” veya “Bu karakter niye böyle dedi anlamadık!” gibi tatsızlıklar yaşamadılar. Serinin diğer kitaplarından okumuş olan jürilerimiz ise, beşinciyi okurken tatlı bir ‘tanıdıklık hissi’ duydular.

    Velhasıl tatilden dönen Metin, kendini Gezi Parkı olaylarının ortasında buluyor. Ne olup bittiğini anlamaya vakit bulamamışken; olaylar sırasında onun ‘evi’ne sığınan gencin parkta öldürülmesiyle işler sarpa sararıyor. Gence parka kadar eşlik eden son kişi Metin olduğundan, yine polis tarafından aranmaya başlıyor… ‘Mahalle’nin başkomiseri Asım Ağbi, kabadayısı ‘Kürdo’, Metin’in kızları ve yardımsever dostu jigolo Dursun gibi pek çok renkli karakter olaya dâhil oluyor.

    Metin yine türlü talihsizliğin içinde kalsa da, ağlayıp sızlansa da, komikliğinden bir şey kaybetmiyor ve olayın çözümüne emin adımlarla ilerliyor. Metin’in dedektiflik tarzındaki ‘klasik polisiye’ esintisi, romanın tadına tat katıyor. Metin, başkalarının göremediği ama kendisinin fark ettiği delilleri olay akışı sırasında açık ediyor, bunu konuyu geçiştirerek yapıyor. Romanın sonunda vakaya karışan herkesi bir araya topluyor, olay örgüsünü açıkladığı bir anlatıya başlıyor. Tüm delilleri tek tek izah ediyor ve suçluyu ilan ediyor. Tanıdık geldi mi? Bir okuyun bakalım…
    "

comment
May 11, 2021 15:53
Ekin Açıkgöz, Beria adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentÇocuk Tacizi Konusunu Pazarlama Malzemesi Yapmadan İşlemeyi Başarmış

    Cenk Çalışır'ın daha önce bir öykü derlemesini de okumuştum. Türkçe'si temiz, kalemi kuvvetli. Bu romanı da öyle.

    Kapağından da anlayacağınız üzerine çocuk tacizi ve ticareti üzerine bir roman.

    Normalde 'kadına şiddet', 'çocuk tacizi' gibi konuları yalnızca gündemdeki bir konuda yazmış olmak ve dikkat çekmek amacıyla kullanan çok yazar var. Maalesef bu yazarların eserleri çoğunlukla yeterli derinlikte, gerekli ciddiyetle, konunun sosyopolitik dinamiklerine hakim olarak, DOĞRU mesajlar içerecek şekilde yazılmış olmuyorlar. Bu tür çabaların polisiyeye (ve böyle hassas bir konuya) faydasından çok zararı olduğuna inanıyorum.

    Cenk Çalışır'ın Beria'sı ise bu açıdan gerçekten başarılı bir örnek. Çocuk tacizi konusunu diğer pek çokları gibi yüzeysel işlememiş, derinliğine irdelemiş. Konuyu diğer pek çokları gibi çok satma ve/veya pazarlama malzemesi olarak görmemiş. Okur (ve öncelikle vatandaş) olarak doğru bir farkındalık çabası için Cenk Çalışır'a teşekkür ediyorum.

    Gelelim polisiyeye dair yorumlara: Gizem öğesini merkeze almayan bir polisiye. Buna rağmen keyifle okudum. İşkence,istihbarat, uluslararası komplo sahnelerini biraz Hollywood-vari buldum. Bir de Phoebe karakterinin hikayesi yarım kaldı. Onun dışında tüm sorular cevaplandı.

    Ana karakterin obezite sorunu yaşayan bir polis olmasından hoşlandım. Sanırım ilk kez böyle bir dedektifle karşılaşıyorum.

    Bu kitap 20219 Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı adaylarındandır. En beğenilenler adaylar arasında yer aldı.

comment
May 11, 2021 11:53
Ekin Açıkgöz, Hatırla adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentBiraz Daha Yerelleşme

    Su Tunç, Hatırla romanıyla 2020 Kristal Kelepçe ödüllerinde 'En iyi ilk polisiye' ödülüne layık görüldü. Tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
    İki naçiz önerim var:
    1) Karakterler Amerikanlıktan uzaklaşıp yerelliğe yaklaşabilirler. Hem tavır davranış, hem de dil olarak. Su Tunç bir sonraki romanında tercüme Türkçesinden uzak durursa çok daha iyi işler yapacaktır.
    2) Bölümlere başlık konmasa daha iyi olurmuş. Zira başlıklar bölümleri özetlemek dışında fonksiyon taşımıyor. Hatta bazı başlıklar spoiler dahi içeriyor. İkinci basımda dikkate alınması dileğiyle...
    Ekin isminde kahramandan artı puan

comment
April 30, 2021 15:23
ruhiyek., Genç Kızlar Labirenti adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    en ilginç dedektif karakterleri listesinde başı çekecek adsız bir dedektif. soruşturma yöntemleri de ilginç. beşparasız olduğu için çöplüklerden bulduğu malzemelerle bir takım kılıklara giriyor ve insanlardan bilgi almak için genelde yalvarma yöntemini kullanıyor. harika bir karakter, güzel bir polisiye.

comment
April 30, 2021 11:54
ruhiyek., Pek İngilizvari Bir Darbe adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    hüzünlü sonuyla insanı etkileyen güzel bir siyasi polisiye örneği.

comment
April 30, 2021 11:02
ruhiyek., Sırlar Şehri adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    yeni bir çeviriyle tekrar yayınlanması gereken güzel bir polisiye.

comment
April 26, 2021 09:53
ruhiyek., Soğuk Bir Dokunuş adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    çevirisinin berbat olması nedeniyle okumakta zorlanınca son sayfaları açıp katilin kimliğini öğrendiğim ve romanı yarım bıraktım. yayınevi bir de alay eder gibi künyede redaksiyon yapıldığını belirtmiş. yazık olmuş romana.

comment
April 23, 2021 14:05
Ertuğrul Arısoy, Kan Dosyası adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentYöntemler dehşet verici

    Her kitaba yorum yapmam ama bu kesinlikle hak ediyor. Polisiye ve cinayet seviyorsanız şiddetle tavsiye ederim. Hem sürükleyici hem de konular itibariyle çok yaratıcı. Kurguda zeka var belli oluyor.

comment
April 22, 2021 04:23
Mehtap Degirmenci, Kan Dosyası adlı kitaba yorum yazdı.
  • commentGerçekten çok güzel bir kitap

    "Suçu düşünen beyin eyleme geçmediği sürece masum değil, yalnızca özgürdür"
    Dedektif Kemal
    Bu söze bayıldım...
    Son dönemde okuduğum en güzel yerli polisiye diyebilirim. Cinayet sahneleri öyle etkili anlatılmış ki okurken tüyleriniz ürperiyor. Ben çok başarılı buldum, devam kitabını heyecanla bekliyorum.

comment
March 24, 2021 11:41
ruhiyek., Karanlık Yüz adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    Yeni baskı güzel olmuş. serinin sırasıyla ve eksiksiz biçimde yayınlanacak olması da çok güzel bir haber. Wallander serisi içinde en çok birinci ve sonuncu kitapları seviyorum nedense. ilk kitapta polis soruşturması çok gerçekçi bir şekilde anlatılıyor. polis soruşturması alt türündeki polisiyelerden altın çağ polisiyelerindeki ipuçlarını saklamadan okuyucuya vermek ve okuyucuyu da oyuna dahil etmek gibi şeyleri beklememek lazım. bu tür romanlarda polislerin cinayeti çözmeleri olabildiğince gerçek yaşamdaki soruşturmalara benzemeli aynı zamanda sıkıcı olmamalı. ayrıca bu romanda Mankell sahici bir karakter yaratmanın nasıl mümkün olduğuna dair güzel bir ders veriyor. cinayetlerin çözümü de garip bir tesadüfle geçekleşiyor, çünkü bu bir süper zeki, kusursuz dedektif romanı değil.

comment
February 13, 2021 19:53
Ekin Açıkgöz, Seni Hiç Aldatmadım adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    Bir kadın okur olarak Figenin davranışlarını 'hayatın normal akışına aykırı' buldum:
    1) Hiçbir kadın en yakın arkadaşıyla kendi kocasının evlenmesini kendi eliyle organize etmez. (Kaldı ki bu eylemin nesneleri de buna rıza göstermez. Böyle bir olay bizim toplumumuzda ‘fedakarlık’ olarak değil, korkarım ‘hastalık’ olarak görülecektir.)
    2) Figen'in bir daha asla çocuk sahibi olamayacağına üzülmek yerine kocasının onunla sevişememesini dert etmesini tuhaf buldum. Bu da kadın doğasına çok aykırı.
    3) Bebeğin Figen'e emanet edilmesi tamamen Figen’in rızasına kalmış görünüyor. Fakat gerçekte Figen istese bile alamazdı bebeği. (Peki, o bebeğe ne oldu kitabın sonunda?)
    4) Çağla'nın o kadar ağır bir psikolojik rahatsızlığı olduğunu bilen Figen'in nedense bu hastalık kitabın sonuna kadar Figen'in aklına gelmedi?

    Kitabın sonu bana sürpriz olmadı.

    Gazeteci kökenli yazarlarda bazen hissettiğim o haber okuyormuşum hissini yaşadım. Olay anlatımının yanında daha fazla imge, betimleme, metinler arası gönderme, söz sanatı vs. okumak istedim.

comment
February 13, 2021 19:28
Ekin Açıkgöz, Derin Gölge adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    SPOILER
    Gizli ikiz kardeş, kimden olduğu belli olmayan çocuk, ultra zengin ve yabancı kötü adam, polislerle çatışan siyahlı-silahlı adamlar, kimliğini gizlemiş ailesini kaybetmiş eski polis (ki kitabın sonunda ailesini terk ettiğini - ölmemişler miydi?- söylüyor), taşrada gizli kulübe...
    Klişeler beni üzüyor :(
    SPOILER

    Kitabın ana kahramanının kim olduğunu anlamadım. Hikaye Cengiz’in hikayesi olacak sandım, o sırada Mert ve Cenk kötü gibiydiler. Sonra Mert ve Cenk iyi oldular. Cengiz kötü adamın adamı oldu. Karakterlere ne olduğu açığa kavuşmadı. Era’ya ve Cengiz’e ne oldu? Efe kimde kaldı? Baran neredeymiş, başına ne gelmiş? Melis babasının adamı olduğunu bildiği Mert’i affetti mi?

    2020 Kristal Kelepçe Yılın Polisiye Romanı ödülü adayıdır bu kitabımız.

comment
February 13, 2021 18:57
Ekin Açıkgöz, Ölümün Kokusu adlı kitaba yorum yazdı.
  • comment

    Polis kahramanlarımız Emin ile Esra seri katilin peşine düşerken, sıra dışı bir koku uzmanı olan Tunç'tan yardım alıyorlar.

    Ben aslında bu kitabı beğendim ve okurken keyifle okudum. Fakat elden geçmesi icap ediyor:
    1) Amerikanvari diyaloglar yerlileştirilmeli.
    2) Türkçesi düzeltilmeli: Yazım yanlışları çokça. Soru ekleri -de -da ek ve bağlaç yazımları hatalı. Noktalamalarda problemler var. Noktasız cümleler, özel isimlere ayrılmadan yapılan ekler...
    3) 'Kadın' için sürekli 'bayan' denmesi...
    4) Suzan Sultan olmuş bir yerde.
    5) SPOILER
    İki ciddi mantık hatası var: Sayfa 209'da Emin Tunç’a “Neden Esra’nın üzerinde Murat’ın kokusunu alamadın ki?” diye kızıyor. Halbuki o noktaya kadar tek bilinen şey Esra’nın aradıkları katil tarafından hastanelik edildiği idi. Katilin Murat olduğunu bilmedikleri gibi, Murat’ı tanımıyorlar dahi.
    İkincisi: Dövmecinin tarif ettiği tanrı ve tanrıça dövmelerinin bu adamda olduğunu bilmedikleri halde, sanki katilde olduklarından eminlermiş gibi üzerine psikolojik teoriler geliştirdiler.
    SPOILER
    6) Bazı tekrarlar azaltılmalı: İber Ortaylı'ya atıfta bulunulması güzel ama üçten fazla olunca fazla geldi. "Silahım var ve dolu!" esprisi ilk seferinde komikti sonra o kadar çok tekrarlandı ki sıkıldık.

    Araştırılarak yazılan kısımlar hoşuma gitti. Patrick Süskind'in Perfume romanını biraz daha az çağrıştırsa belki daha iyi olurdu.

    Peki Esra öldü mü ölmedi mi? Bir öldü dediler, sonra uyandı dediler. Sonunu zorlama buldum.

    Bence Serkan Ertem gelecek vaat edebilir.

comment
February 12, 2021 20:26
Ahmet Uğur Başeğmez, Agatha Christie Eser Listesi (2019) adlı blog yazısına yorum yazdı.
  • commentLİSTE İLAVESİ

    The Mysterious Affair At Styles Esrarengiz Kalem
    The Secret Adversary 2015 Gizli Düşman
    Peril at End House 2013 SON EVDEKİ TEHLİKE
    Lord Edgeware Dies LORD EDGWARE’I KİM ÖLDÜRDÜ?
    Thirteen at Dinner
    Why Didn’t They Ask Evans? NEDEN EVANS'A SORMADILAR?
    The Boomerang Clue
    Murder in Mesopotomia 2013 MEZOPOTAMYA'DA CİNAYET
    Dumb Witness Mektupla Gelen Ölüm
    Poirot Looses a Client SESSİZ TANIK
    N or M? M mi N mi
    The Moving Finger Mektupla Gelen Ölüm
    The Case of the Moving Finger
    They Do It With Mirrors Aynadaki Yansıma
    Murder With Mirrors
    Mrs. McGinty’s Dead BAYAN McGINTY'NİN ÖLÜMÜ
    Blood Will Tell
    At Bertram’s Hotel OTEL
    Endless Night 2015 SONSUZ GECE
    Problem at Pollensa Bay 2017 CİNAYET RANDEVUSU
    The Agatha Christie Hour Kırmızı İşaret

    Bunların listeye eklenmesi gerekir.

Geçen haftanın en aktif kullanıcıları Musa Ünal (2)
Samet özvatan (1)
menu